Birecik
Barajı'nın suları yükseldikçe
arkeologların sesi kısılıyor:
BELKIS'I
BOĞUYORLAR
Eda
Göklü
Aktüel,
25.5.2000
Sular
altında kalacak benzersiz Belkıs
Harabeleri için umut kesildi. Son ana sıkıştırılan
"kurtarma kazıları" yürek
parçalıyor; arkeologlar ise suskun.
"İkinci Pompei" denen Zeugma
antik kenti artık kayıp vaka: Fırat'ın
sularından önce, hantal devletin altında
kaldı çünkü...
"Eldeki
yara, duvardaki delik..." Sizin için
ne ifade ediyor bilinmez ama haziranın
sekizinde sular altında kalacak Belkıs'ı
bir türlü terkedip gidemeyen köyün son
sakini Nusret Özdemir'in sözleri bunlar; yüreğindeki
yaranın kimsenin göremeyeceği
kadar derin, hissedemeyeceği kadar acıtıcı
olduğunu böyle ifade ediyor. Tüm dünyayı
ayağa kaldıran, haritalarda ufacık
bir noktanın gösterdiği Belkıs
köyüne medya ordularının akın
etmesine yol açan şey, sulara gömülüp
gidecek bir insanlık tarihi. Türkiye'nin
doğusunda, Fırat'ın kıyısında,
geçmişi 2000 yıl öncesine
dayanan 70 bin nüfuslu Zeugma Antik
Kenti'nin zenginliği çok yakın
zamanda insanlık için sır olacak.
Gaziantep il sınırları içinde,
üzerini fıstık ağaçlarının
kapladığı toprağın
altında uzanmakta olan kentin üçte
biri Birecik Barajı'nın sularına
teslim. 1999 Kasımı'ndan bu yana
gece gündüz demeden çalışan
arkeologlar, üstlerinde karşı
koyamadıkları sonun yarattığı
rehavet, kazıyı kapatmaya hazırlanıyor.
Günışığına çıkartılanlar
uzmanlar tarafından "dünyanın
en zengin mozaik koleksiyonu" olarak
adlandırılsa da, derinlerde
yatanlar ne olduğu bilinmeden
ellerinden kayıp gidiyor. "Yangından
mal kaçırır gibi" telaş
içinde gerçekleştirilen kurtarma kazıları
yerini üzüntüye bırakıyor Belkıs'ta.
İlk günlerin heyecanının ardından
kenti kurtarmaktan umudu kesen bilimadamlarının
kaderlerine boyun eğişi ise can acıtıcı.
Tarih
sular altında
"Dört
ay çalışma imkanımız
olsaydı Antakya müzesini, iki yılımız
olsaydı Tunus müzesini geçip mozaik
konusunda dünya birinciliğine sahip
olabilirdik" diyor Belkıs
Harabeleri kurtarma kazılarını
yürüten arkeolog Mehmet Önal. Ama bir mayıs
günü itibariyle su tutulmaya başlanan
barajın su seviyesinin yükseltilmesini
geciktirme çabaları sonuçsuz kalınca,
bu sözler de anlamını yitiriyor.
İlk 1987 yılında Gaziantep Müze
Müdürlüğü tarafından bölgede
başlatılan kazı çalışmalarında
çıkan kalıntılar, Roma
İmparatorluğu'nun doğu sınırındaki
son kenti, bir dönemin ticaret merkezi
Zeugma'nın "ikinci Pompei"
olduğu iddialarını kanıtlıyor.
Tıpkı yanardağ külleriyle
kaplanarak günümüze sapasağlam gelen
İtalya'daki Pompei gibi Zeugma da önce
deprem, sonra yangın, ardından da
erozyon yüzünden terk edilen bir kent. Üstüne
başka bir kent kurulmamış.
"Yani insan tahribatına uğramamış,
bakir bir bölge" diyor Mehmet Önal.
Arkeologları heyecanlandıran da
bu.
Üç
arkeologun 38 kişilik bir ekiple yürüttüğü
kurtarma çalışmalarında iki
Roma villasının büyük bölümü
ortaya çıkarılmış. Tüm
dünyanın dikkatlerini Belkıs'a yöneltmesinin
sebebi de bu villaların hemen her odasında
neredeyse hiç zarar görmemiş durumda
sekiz mozaik tabana ulaşılması.
Mozaikler, zenginliğin de kanıtları.
İpek Yolu'nun üzerinde yer alan kentin
konumunu da adı belirliyor zaten:
Zeugma, "geçit, köprü." IV.
Lejyon kampının burada kurulmuş
olmasından dolayı askeri açıdan
da önemli bir kentin varlığına
ışık tutuyor kalıntılar.
Erzak küpleri arasına düşmüş
halde bulunan bronz Mars heykeli bunun somut
işareti.
Sanko
Holding sponsorluğunda yürütülen
kurtarma kazısı zorunlu olarak
tamamlanmak üzere. Fransız araştırma
merkezi CNRS'den gelen restoratör ve
konservatörler ile ortaklaşa proje yürüten
Ankara Üniversitesi Başkent
Restorasyon ve Konservasyon Meslek Yüksekokulu
öğrenci ve arkeologları duvar
resimlerini, arkeologlar, işçiler
mozaikleri kaldırma telaşında.
Geçen sene meclisten geçen yasaya göre
yeni yapılacak barajların altında
kalacak kültür varlıklarının
kurtarılmasında, taşınmasında
baraj yetkililerinin destek olması
gerekiyor ama, Birecik Barajı 1994'te gündeme
geldiği için bu yasadan faydalanamadıklarını
belirtiyor arkeolog Mehmet Önal.
Arkeologlar
"anlayışlı"
Madem
ki barajın yapımı altı yıldır
gündemdeydi, neden daha önce harekete geçilmedi,
neden ancak son birkaç ayda "kurtarma
kazısı" adı altında
alelacele bir çalışmaya girişildi
pekiyi?
"Alanın
üzeri fıstık bahçesi, yani
insanların tapulu arazisiydi. Her fıstık
ağacı için de 200 milyon lira
istiyorlar. Tüm kazı için harcanacak
para o arsaya verilse, kazı yapılamazdı.
Ne zaman ki istimlaklar yapıldı,
para ödendi, bu alana o zaman girildi"
diye açıklıyor Gaziantep Müzesi'nden
arkeolog Kemal Sertok.
Basında
yer alan yardım haykırışları,
televizyon kanallarında yetkililerden
suyun tutulması için süre isteme dönemi
bitmiş, arkeologlar seslerini alçaltmış
görünüyor. İstekler kabul edildiğinde
tazminat dahil ayda 30 milyon dolarlık
zarar doğacağını öne süren
yetkilileri şimdi "anlayışla"
karşılıyorlar. "Devletin
taviz vermemesini bir bakıma doğru
buluyorum" diyor Mehmet Önal ve
ekliyor; "Yabancı ortaklı bir
şirketle yapılan sözleşme
uyarınca hareket ediyorlar. Dengeler
korunmalı. Bu çok önemli."
Son
yedi ay içinde gösterdikleri insanüstü
çabayla inanılmazı gerçekleştirdiklerini
söylüyorlar ki, yanılmadıkları
ortada. Ama "Nasıl olsa bölgeyi
belgeledik. Kazı olmasaydı Belkıs
hiç bilinmeyecekti" görüşüne sığınan
arkeologlar, aslında neler kaybedileceğini
hâlâ kendileri de kestiremiyor. "Zeugma'da
gördüğümüz, büyük olasılıkla
konut alanı. Tiyatro, mabet türü anıtsal
yapılar daha yukarılarda. Ama hâlâ
toprağın altında mı,
erozyona mı uğradı bilinmiyor"
diyor arkeolog Kemal Sertok.
Duyarlılık
mı, nerede?
Yürek
parçalayıcı görüntülere sahne
oluyor bu tarihi alan şimdi. Özenle çıkarılıp
kesiliyor mozaikler ama, kamyonlara üst üste
yığılıyor, işçilerin
ayaklarının altında ezilen
parçalar arkeologların yabancı ve
yerli televizyon kameraları önünde
tartışmasına yol açıyor.En
çarpıcısı, müze
yetkililerinin kazıların en kritik
"son" günlerde yardıma
gelmek isteyen arkeologları reddetmesi:
"Kazı kapanıyor. Artık
yardıma ihtiyacımız yok!"
Sanki
tüm o zorluklar içinde tırnaklarıyla
kazıp çalışan onlar değil.
8 haziranda sulara teslim edecekleri kentle
vedalaşmaya hazırlanır, o
topraklar üzerinde son kez tarihe
dokunurken, bir müjdeyle avunuyorlar.
Mehmet Önal anlatıyor: "Kültür
bakanımız müjde verdi. Kentin
yukarıda kalan bölümü açıkhava
müzesi olacak." O bölümün kazı
çalışmaları henüz
tamamlanmamış oysa; müjdenin ne
zaman gerçeğe dönüşeceği
belli değil. Gaziantep Müzesi ek bina
inşaatının bitmesini bekleyen
mozaikler bile müzenin bahçesinde naylon
altındayken...
Köylüler
de mağdur
Birecik
Barajı ile yirminin üstünde köy
sular altında kalıyor, köylüler
doğup büyüdükleri toprağı
terkedip gidiyor. Harabelerin hemen yanı
başındaki 120 hanelik Belkıs
köyü bunlardan biri. Köy yavaş yavaş
suya teslim oluyor. Son ana kadar direnen Özdemir
ailesi öyle, suların yükselişini
izliyor. Kıymetli taş işlemeciliği
ile uğraşan, tıpkı
ataları gibi Fırat kıyısından
topladığı taşlarla
mozaik yapan Nusret Özdemir öfkeli. Belkıs
köyü ise şaşkın; savaştan
döndüğünde köyünü yerinde
bulamayan Roma askerleri gibi...
________________________
Sadece
Belkıs mı?
Yapımı
biten ve halen sürmekte olan toplam 298
baraj, on bin arkeolojik alanı sulara gömecek.
Bunlardan sadece 25'i arkeolojik yönden araştırıldı.
Zaten kurtarma kazıları da ancak
sular yükselmeye başlarken yapılıyor.
Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarının
ardından, Fırat üzerindeki dördüncü
baraj olan 62.5 metre yüksekliğindeki
Birecik, Zeugma dışında
Apameia ve Gavurkale gibi antik yerleşmeleri
de sulara gömecek.
Ah
Zeugma...
M.Ö.
300'de Büyük İskender'in
generallerinden Selevkos Nikator I Zeugma'nın
ilk yerleşimi olan Selevkeya Euphrates
kentini kurar.
M.Ö.
I. yüzyılda kentin adı korunarak
Kommagene Krallığı'nın dört
büyük kentinden biri olur.
M.S.
I. yüzyılın ilk çeyreğinde
Roma İmparatorluğu'nun topraklarına
katılarak ismi "geçit, köprü"
anlamına gelen Zeugma olarak değiştirilir.
M.S.
252'de Sasani Kralı Şapur I,
Zeugma'yı ele geçirerek yakıp yıkar.
M.S.
4. yüzyılda Geç Roma hakimiyetine
girer.
M.S.
5. ve 6. yüzyıllarda ise Erken Bizans
hakimiyetindedir.
M.S.
7. yüzyılda İslam akınları
neticesinde Zeugma terkedilir.
M.S.
10. - 12. yüzyılları arasında
küçük bir İslam yerleşimi yer
alır.
M.S.
16. yüzyılda torunun torunlarıyla
günümüze ulaşan Belkıs Köyü
kurulur.
Kurdforum'a
eklenişi: 26.2.2001