Anadolu'nun
dünyaya armağanı:
HASANKEYF
Asuman
Abacıoğlu
Cumhuriyet,
20.9.1999
Hasankeyf Gönüllüleri, 11 yıl
boyunca Türkiye'de devlet ve hükümet
yetkililerine yaptıkları başvurular
sonuçsuz kalınca, mücadelenin yönünü
değiştirdiler. Doğa ve tarihi
koruma adına uluslararası sözleşmelerin
altına imza atan ancak tarihi ve doğayı
yok edecek projelere kredi vermekte sakınca
görmeyen Batılı ülkelere, bu
sorumluluklarını anımsattılar.
Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların
yaşadığı Hasankeyf,
Kale'nin bulunduğu alanda yeralan yukarı
şehir, Dicle'nin güney sahillerindeki
teraslara yayılan aşağı
şehir ve Dicle'nin kuzeyindeki
teraslarda bulunan tarihi kent örenleri ve
mahalleler olmak üzere üç ana bölüme
ayrılmış bulunuyor. Köprü,
ise Ortaçağ'ın en görkemli ve en
büyük köprüsü olarak nitelendiriliyor.
İZMİR
Ilısu
Barajı'nın suları altında
kalacak Hasankeyf'i kurtarmak için gönüllü
kişi ve kuruluşlarca sürdürülen
kampanya, tıpkı Bergamalılar'ın
siyanürlü altın madenine karşı
yürüttükleri mücadele gibi, dünya çevre
literatürüne geçmeye aday oldu.
Hasankeyf
Gönüllüleri, 11 yıl boyunca Türkiye'de
devlet ve hükümet yetkililerine yaptıkları
başvurular sonuçsuz kalınca, mücadelenin
yönünü değiştirdiler. Doğa
ve tarihi koruma adına uluslararası
sözleşmelerin altına imza atan,
ancak tarihi ve doğayı yok edecek
projelere kredi vermekte sakınca görmeyen
Batılı ülkelere, bu sorumluluklarını
anımsattılar. ''Ancak Hasankeyf'i
kurtaracak'' bir projeye kredi onayı
vermelerini istedikleri ülkelerin
yetkililerine, aksi takdirde kendi ulusal
mahkemelerinde ve uluslararası
platformda dava açacaklarını
bildiren Hasankeyf Gönüllüleri'nin bu
girişimleri sonucunda, Dünya Bankası,
projenin ''Çevre Şartı'' na uymadığını
açıklamak zorunda kalırken,
İngiltere Hükümeti, doğaya zarar
vereceği için Ilısu Barajı'na
ülkesinden sağlanan kredi desteğini
çekme yönünde hazırlıklara başladı.
Türkiye,
tarihi ve doğal zenginliklerin devlet
eliyle en kolay gözden çıkarıldığı
bir ülke olduğu kadar, belki de bu
nedenle, her türlü baskıya karşın
çevre koruma mücadelesinin en ısrarlı,
en uzun soluklu yürütüldüğü ülkelerden
biri aynı zamanda. Bu konuda gönüllü
kişi ve kuruluşların, meslek
odalarının, çevre korumacıların
kazandıkları deneyim ve başarılar,
Türkiye'de önemli bir birikim yarattı.
Gerek siyanürlü altın madenciliğinde
gerekse nükleer santral konusunda ortaya
konulan direniş ve elde edilen başarı,
çokuluslu sermayeyi 'uluslararası
tahkim' i dayatma yoluna yöneltti.
Kendi
yasalarıyla vuruldular
Hasankeyf'i
kurtarmak için yapılan 11 yıllık
mücadelede ise çevre korumacılar, Türkiye
sınırları içinde başvurularından
sonuç alamayınca, Ilısu
Projesi'nde yer alan şirketleri, ''bağlı
oldukları kendi ülkelerinin yasaları''
ile vurdular. Batılı ülkelerde
kamuoyunu ayağa kaldırdılar;
Hasankeyf gibi uygarlıklar beşiği
bir tarihi zenginliğin sadece bulunduğu
coğrafya ile sınırlı
olarak değerlendirilemeyecek bir dünya
mirası olduğunu vurguladılar.
Bu girişimlerinden de olumlu sonuçlar
almaya başladılar ve Hasankeyf için
bir umut doğdu.
Geçmişi
on bin yıl öncesine dayandırılan
Hasankeyf, Roma, Bizans, Sasani, Arap,
Suryani, Artuklu, Akkoyunlu uygarlıklarının
yeşerdiği ve hepsinin de günümüzde
izlerinin görülebileceği bir tarihi
bileşim. Binlerce yıllık
uygarlıkların merkezi konumundaki
Hasankeyf, Güneydoğu Anadolu Projesi içinde
yeralan 22 barajdan biri olan Ilısu
Barajı'nın su toplama havzasında
bulunması nedeniyle, eğer
alternatif bir proje hazırlanamazsa çamura
gömülecek. İsviçre, İngiltere,
ABD, Almanya, Fransa, Avusturya, İsveç,
İtalya ve Portekiz ihracat
acentelerince sağlanan kredi, ülke hükümetlerince
onaylandığında, Ilısu
Barajı'nın yapımına başlanacak
ve dünya kültür mirasının çok
önemli bir parçası olan Hasankeyf
sular altında kalacak.
Mücadelenin
öyküsü
Hasankeyf
için ilk girişim, dönemin başbakanı
nezdinde 1988 yılında yapılmıştı.
Aradan geçen 11 yıl içinde
kendilerini Hasankeyf Gönüllülüğü'ne
adayan onlarca kişi ya da grup, hükümet
ya da ilgili kamu kuruluşlarına
pek çok kez yazılı ve sözlü başvuruda
bulundu. Ancak bazı hükümet
yetkililerinin sonuç getirmeyen çabaları
dışında bugüne kadar devlet
ve hükümetin Ilısu Barajı
konusundaki tutumu değişmedi. Ilısu
Barajı'nın gerekliliği, hatta
zorunluluğu vurgulanarak, Hasankeyf için
yapılacak bir şey olmadığı
açıklandı.
Hasankeyf
Gönüllüleri, bu gelişmeden yılmadı
ve bu kez konuyu uluslararası platforma
taşıdı. İstanbul
Barosu'ndan Avukat Murat Cano , Türkiyeli
Antik Hasankeyf Gönüllüleri'ni temsilen
ve kendi adına, başta Birleşmiş
Milletler'e bağlı UNESCO/ICCROM
olmak üzere, İsviçre, Büyük
Britanya, ABD, Federal Almanya, Fransa,
Avusturya, İsveç, İtalya,
Portekiz devlet ve hükümet başkanları
ile Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı
ve Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı'na
başvuruda bulundu.
''Hasankeyf,
Anadolu'nun dünyaya, dünyanın da
Cosmos'a bir armağanıdır''
diyen Avukat Cano, Ilısu Baraj Projesi
ile üretilmesi planlanan enerjinin; Türkiye
ve bölge halkının hizmetine
sunulmasına engel olunmaksızın,
Hasankeyf'i kurtaracak yeni bir proje çalışmasının
başlatılması gerektiğini
vurguladı. Bu yolda alınacak karar
ve yapılacak uygulamanın,
Anadolu'nun ''Dünyanın Açık Hava
Müzesi'' haline getirilmesi hayalinin gerçeğe
dönüşme sürecinin başlangıcı
olacağını savundu.
Başvurularında,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, 1996 yılında
Ilısu'yu Yap-İşlet-Devret
modeliyle, kontrat olarak Sulzer Hydro ve
ABB Power Generation'dan oluşan bir
İsviçre Konsorsiyum'una verdiğini
anımsatan Avukat Cano, Union Bank of
Switzerland (UBS) tarafından sağlanacak
olan finansmana Avusturya, Almanya, İtalya,
Portekiz, İsveç, İngiltere ve ABD
kökenli ihracat kredisi acenteleri aracılığıyla
destek sağlanmasının istendiğini
anımsattı.
Konsorsiyuma
bağlı ülkeler tarafından ''ancak
Hasankeyf'i kurtaracak'' yeni bir projeye
kredi verilebileceğinin; mevcut proje için
taahhüt edilen kredi onaylarının
bu nedenle askıya alındığının
açıklanmasına ihtiyaç bulunduğunu
vurgulayan Avukat Murat Cano, UNESCO/ICCROM'a
başvurusunda, ''Anadolu coğrafyasında
yeralan ve dünyanın en önemli kültür
varlıklarından biri olan Antik
Hasankeyf'in; Ilısu Barajı'nın
yapımı halinde sular altında
kalmasının önlenmesi için; Birleşmiş
Milletler'in Kültür Varlıklarını
Koruma Mevzuatı'na ve 1954 tarihli
Avrupa Kültür Sözleşmesi hükümleri
uyarınca 'Dünya Kültür Mirası
Listesi' ne alınması'' nı
istedi. Avukat Cano, başvurusunda
istemlerini şöyle sıraladı:
''Mevcut
Ilısu Baraj Projesi yerine ancak,
Hasankeyf'i kurtaracak olan bir projeye
kredi onayı verilebileceği
konusunda karar almaları için
konsorsiyuma dahil ülke hükümetlerine çağrı
yapılmasını, mevcut Ilısu
Baraj Projesi'ni iptal ederek, Hasankeyf'i
kurtaracak yeni bir proje hazırlanması
için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne
resmen başvuruda bulunulmasını
talep ederiz...''
Avukat
Cano, Hasankeyf'in ''Avrupa Kıta Kültür
Mirası Listesi'' ne alınması
için Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği'ne
yaptığı başvuruda ise
mevcut proje yerine ancak Hasankeyf'i
kurtaracak olan bir projeye kredi onayı
verilebileceği konusunda karar almaları
için konsorsiyuma dahil ülke hükümetleri
ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne çağrı
yapılmasını istedi. Cano,
istemlerinin kabul edilmemesi halinde
uluslararası mahkemelere başvuracaklarını
vurgulayarak, Türkiye'de kurulma sürecine
giren ''İstanbul- Anadolu Kültür Varlıklarını
Koruma Vakfı'' ile dünyanın etkin
sivil toplum örgütlerinin davaya müdahil
olarak katılmalarını
isteyeceklerini bildirdi.
Avukat
Cano, kredi sağlayacak ülkelerin başkan
ve başbakanlarına yaptığı
başvuruda da, ancak Hasankeyf'i
kurtaracak yeni bir projeye onay
verilebileceğinin kararlaştırılmasını
istedi ve ''İstemimizin kabul
edilmemesi halinde, aleyhinizde ülkenizin görevli
yüksek mahkemesinde ve uluslararası
mahkemelerde dava açacağımızın
dikkate alınmasını arzederiz''
dedi.
Avukat
Cano, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na
yaptığı başvuruda da,
mevcut Ilısu Baraj Projesi'nin
uygulanmamasını ve bu konuda
İsviçre kökenli konsorsiyum ile yapılan
kontratın feshine karar verilmesini
isteyerek, aksi halde Kültür Varlıklarını
Koruma Mevzuatımız ile Avrupa Kültür
Sözleşmesi ve diğer uluslararası
anlaşmalar uyarınca ulusal ve
uluslararası yargı makamlarına
başvuracaklarını bildirdi.
Dünyaya
çağrı
Hasankeyf
Gönüllüleri adına yürütülen
hukuksal mücadelenin dayanakları, ''Dünyaya
Çağrı'' başlıklı
metinde tek tek sıralandı.
Hasankeyf'i kurtarmak isteyen gönüllü kişi
ve kuruluşlara göre, yapılması
gereken; Ilısu Baraj Projesi ile üretilecek
enerjinin Türkiye ve bölge halkının
hizmetine sunulmasına engel olunmaksızın,
bu ihtiyacın, Hasankeyf feda edilmeden
karşılanmasının mümkün
olduğunu göstermek ve buna göre üretilecek
yeni çözümlerin, yetkililerce uygulanmasını
sağlamaktan ibaret. Hasankeyf Gönüllüleri,
enerjinin, sanayileşmenin vazgeçilmez
temel unsurlarından biri olduğuna
dikkat çekerek, ''Güneydoğu
Anadolu'da sanayileşme sürecinin başlaması,
beraberinde getirebileceği sorunlara rağmen,
bölgedeki feodal yapıyı çözeceğinden
ileri bir adımdır. Bu nedenle de
desteklenmesi gerekir'' görüşünü
savunuyorlar. Gönüllüler, ne Ilısu
Barajı'nın ne de GAP'ın
gerekliliğini tartışmadıklarını
vurguluyorlar. Ancak, her büyük projede
olduğu gibi Ilısu Barajı
Projesi'nin de özellikle tarih, çevre ve
doğa şartları nedeniyle tartışılması
gerektiğini, çünkü İstanbul
Teknik Üniversitesi ve Türkiye Bilimsel ve
Teknik Araştırmalar Kurumu kaynaklı
öndeğerlendirmelerin, Ilısu Barajı
için alternatif projeler üretilebileceğini
ortaya koyduğunu belirtiyorlar.
Hasankeyf
Gönüllüleri, ''Dünyaya Çağrı''
metninde, yapılması gerekenleri
şöyle sıralıyorlar:
''20
yıl önce yapılmış olan
Ilısu Baraj Projesi'nin uygulanmasının
geçici olarak durdurulup bölgede aynı
enerjinin su, güneş, rüzgâr, termik
ve diğer kaynaklara dayalı olarak
Hasankeyf'i yok etmeden üretilmesinin mümkün
olduğunu saptamak; mevcut projeyi
finanse edecek devlet ve kurumların, sözü
edilen seçenekler netleşinceye kadar
kredilendirme işlemini askıya
almalarını sağlamak;
Hasankeyf'te sürdürülen ve kurtarma kazısı
(!) adı verilen kazıların
durdurulması, bunun yerine kadro ve
finans bakımından uluslararası
desteklerle envanter çalışmalarının
hızlandırılması, devamında
ise restorasyon projesinin hazırlanarak
uygulamaya konulmasının sağlanması;
gecikilmeksizin UNESCO'ya bağlı
ICCROM tarafından Hasankeyf'in Dünya
Mirası Listesi'ne alınmasının
sağlanması; Avrupa Konseyi'nin 19
Aralık 1954 tarihinde kabul ettiği
Avrupa Kültür Sözleşmesi ile 1975 yılında
'Geçmişimiz İçin Bir Gelecek'
sloganı ile başlayan 'Amsterdam
Bildirgesi' uyarınca harekete geçilmesinin
sağlanması; Avrupa Uygarlık
Havzası içinde yeralan Mezopotamya ve
Önasya'daki uygarlık eserleri ile
birlikte Kıta'nın Kültür Mirası'nın
korunması bakımından Avrupa
Birliği'nin harekete geçmesinin sağlanması;
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile birlikte
yukarıda sayılan dünya örgütlerinin,
Hasankeyf'in kurtarılması olayına
kayıtsız kalmaları ya da
yeterli çözüm üretememeleri durumunda
aynı sonuçların mahkeme hükmü
ile sağlanması amacıyla açılacak
davanın uluslararası kamuoyu tarafından
desteklenmesinin sağlanması.''
Vakıf
kuruluyor
Projeye
destek veren ülkelerin başkan ve başbakanlarına
Hasankeyf Gönüllüleri adına başvurularda
bulunan Avukat Murat Cano, gelinen aşamada,
Hasankeyf Gönüllüleri'nin kurumlaşma
sürecine girdiğini söyledi. Bugüne
kadar küçük ve ayrı grupların
yaptıkları girişimlerin birleştirilmesi
ve bundan sonra da uluslararası örgütlerle
ve hükümetlerle yapılacak görüşmelerin
kurumsal olarak yapılması amacıyla
vakıf oluşturma süreci başlattıklarını
kaydeden Cano, bu oluşumun eylül ayı
sonunda tamamlanacağını
belirtti. Cano, vakfın, arkeologlar,
antropologlar, sanat tarihçileri ve ilgili
diğer meslek alanlarından uzmanların
temsil edeceği bir kadroyla kurulmasının
amaçlandığını da sözlerine
ekledi.
Hasankeyf'in
tarihi
Batman'ın
36 kilometre güneydoğusunda ve Gercüş
ilçesinin 26 kilometre kuzeyinde bulunan
Hasankeyf, Anadolu'da ortaçağa ait bütünlüğünü
koruyabilen tek kent olma özelliğini
taşıyor. Eski kaynaklarda adı
''Hısn Kayfa'' , ''Hısn Keyba'' ,
''Hısn-ı Keyfa'' olarak geçen
Hasankeyf'e Roma tarihçileri Kipas, Cehpa,
Ciphas isimlerini vermişler. İslamiyet
döneminde ''Kaya Kalesi'' anlamına
gelen ''Hasın Kayfa'' olan kentin adı
zamanla ''Hasankeyf'' e dönüşmüş.
Hasankeyf'in
Geç Asur ve Urartu devirlerine kadar inen
bir geçmişi olduğu biliniyor. Bazı
tarihçiler, Hasankeyf'teki ilk yerleşimi
on bin yıl öncesine dayandırıyor.
Roma
İmparatorluğu zamanında çağın
iki süper gücü olan İran İmparatorluğu
ile Romalılar için bir ileri karakol
olan Hasankeyf, MS 5. yüzyılda Süryani
Piskoposluğu'nun başkenti konumuna
geliyor. MS 6 ve 7. yüzyıllarda doğu
ülkelerine özgü Hıristiyan
Kiliseleri'nin ilk merkezlerinden birine dönüşüyor.
İslamiyet
Dönemi'nde Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler
ve Mervaniler'in eline geçen Hasankeyf,
1101- 1232 tarihleri arasında Artukoğulları'nın
başkenti yapılıyor. 1232 yılında
Eyyubiler'in hâkimiyetine giren kent 1260 yılında
Moğol istilasına uğrayarak
tahrip ediliyor. Moğol istilasından
sonra beylikler arasında durmadan el değiştiren
Hasankeyf, 1516 yılında Osmanlı
İmparatorluğu'na katılıyor.
Hasankeyf, 1. Dünya Savaşı sırasında
terk edilerek harabeye dönüyor. Daha sonra
buraya sığınan köylüler
tarafından yeniden iskân ediliyor.
1967 yılında mağaralarda yaşayan
ailelerin iskânı için evler yapılarak,
1990 yılında yapılan bir düzenleme
ile Hasankeyf ilçe haline getirilerek
Batman'a bağlanıyor. Tarih boyunca
çeşitli uygarlıkların yaşadığı
Hasankeyf, Kale'nin bulunduğu alanda
yeralan yukarı şehir, Dicle'nin güney
sahillerindeki teraslara yayılan aşağı
şehir ve Dicle'nin kuzeyindeki
teraslarda bulunan tarihi kent örenleri ve
mahalleler olmak üzere üç ana bölüme
ayrılmış bulunuyor.
Artukoğulları
devrinde yaptırılan köprü, ortaçağın
en görkemli ve en büyük köprüsü olarak
nitelendiriliyor. Bu dönemin diğer yapıları
arasında Kale'deki Ulu Cami'nin aşağısında
yer alan Büyük Saray ile Kale'nin doğu
tarafında yolun üzerindeki Kale Kapısı
bulunuyor. Hasankeyf'te yer alan Eyyubi dönemi
eserleri ise; Kale'nin en yüksek noktasındaki
Ulu Cami, El- Rızk, Sultan Süleyman,
Koç, Kızlar ve Küçük Camileri ile
İmam Abdullah Zaviyesi ve Kale'nin
kuzeydoğusunda yer alan Küçük Saray
olarak sıralanıyor.
Akkoyunlular
dönemine ait Zeynel Bey Türbesi ise Dicle
Nehri'nin sol kıyısında yer
alıyor.
Kurdforum'a
eklenişi: 26.2.2001