ÇED
köşesi:
'GAP
VE KÜLTÜR' (2)
Oktay
Ekinci
Cumhuriyet,
26.7.1998
Bu
köşede 14.06.1998 günü yayımlanan
''GAP ve Kültür'' başlıklı
yazıma sözlü ve yazılı
olarak birçok olumlu tepki gelirken iki kişiden
de eleştiri ve hatta ''tepki'' aldım.
Biri, GAP Bölge Kalkınma İdaresi
Başkanı Dr. İ.H. Olcay Ünver;
diğeri ise ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nden
Y. Doç. Dr. Neriman Şahin Güçhan...
Anımsanacaktır,
14.06.1998 günlü ÇED Köşesi 'nde
2-5/06/1998'de Şanlıurfa'da yapılan
semyozyuma değinmiş ve özellikle
Hasankeyf 'in sular altında kalmasına
bir anlamda ''razı olunan'' görüş
ve değerlendirmeleri eleştirmiştim.
Bunu yaparken de sempozyuma GAP idaresi adına
katılan Prof. Dr. Servet Mutlu 'nun
yine ''aynı çizgideki'' tutumunu, bir
bilim adamına ve hatta bir UNDP (BM Çevre
Programı) temsilcisine yakıştıramadığımı
gizlememiştim...
Ünver'in
açıklamaları
İşte
bu yazım üzerine ayrıntılı
bilgilerle donatılmış bir yanıt
gönderen GAP Böl. Kal. İd. Başk.
Dr. İ. H. Olcay Ünver, kültür varlıklarının
korunmasıyla ilgili yaklaşımların
sadece Prof. Dr. Servet Mutlu'nun konuşmalarıyla
yorumlanması durumunda ''eksik
bilgilere'' dayanmış olacağını
belirtiyor.
Bu
nedenle yine yazısı ekinde aynı
kültür varlıkları için ne gibi
çalışmaların yapıldığını
özetleyen bir de rapor ileten Olcay Ünver,
kendi deyimiyle de ''özellikle Hasankeyf
konusunda'' izlenen çabaları ise
şöyle özetliyor: ''1991'de başlattığımız
kazı ve kurtarma projesi, Hasankeyf SİT
alanında yüzey araştırmasının
yapılması, kurtarılması
gerekli alanlarda kazı çalışmalarının
yapılması, taşınabilir
olanların taşınması
(...) amaçlanmaktadır.''
Ünver'in
sadece kendi yazısında değil,
ekindeki resmi raporda bile ''aynen'' yer
verilen bu ifadelere de baktığımızda,
nedense eleştiri konusu yaptığı
14.06.1998 günlü ÇED Köşesi'ndeki
kaygılarımızın ''haklı''
ve ''yerinde'' olduğu açıkça
ortaya çıkmıyor mu?
''Kurtarma''
sözü, Hasankeyf'in sular altında bırakılmasına
''karar verildiğinin'' kanıtı
değil mi? Yine, ''kurtarılması
gereken alan'' denirken, aynı zamanda
''kurtarılmaması gereken alanların''
da varlığını kabul etmek
böylece ilan edilmiyor mu? Hele, ''taşınabilir
olanların taşınması'' sözüne
ne demeli? Bu da açıkça, böylesine görkemli
bir tarihsel başkentin elbette ki ''taşınamayacak''
olan mimari ve kentsel değerlerinden ''vazgeçildiğini''
göstermiyor mu?..
Söyler
misiniz; bunun neresi ''duyarlılık''
ve bu nasıl bir koruma çabasıdır?..
Güçhan'ın
'tepkisi'
ODTÜ
öğretim üyesi Y. Doç. Dr. Neriman
Şahin Güçhan da hem bize, hem de
-nedense- GAP idaresine gönderdiği
tepki yazısında, 14.06.1998
tarihli ÇED Köşesi'nin ''yanlış
ve hatta yalan haber'' olduğunu
belirterek, yine sözü Prof. Dr. Servet
Mutlu'yla ilgili eleştirime getirip özetle
şöyle söylüyor: ''Sn. Mutlu da kendi
kişisel görüşünün GAP'taki kültür
varlıklarının korunması
paralelinde olduğunu (...) vurguladı
(...) Onun UNDP'de de GAP'ı çok iyi
temsil edeceğini düşünüyorum...''
Bu
doğru olsa bile, GAP idaresinin ''resmi''
görüşüyle GAP'ın UNDP'deki ''resmi
temsilcisinin'' kişisel görüşleri
arasındaki farkın, sonuçta ''Hasankeyf'i
boğacak baraj projesinden vazgeçme''
kararına dönüşüp dönüşmeyeceği
konusunda ise hemen hiçbir şey söylemeyen
N. Ş. Güçhan, kızgın satırlarını
yine de ''işbirliği yapma'' çağrısıyla
şöyle noktalıyor: ''Ama bunu, doğru
bir amaç, tutarlı bir tavır ve
onca emek harcayan kişi ve kurumları
(GAP idaresi) mesnetsizce suçlayarak değil;
onlarla birlikte emek, düşünce ve
eylem gerçekleştirerek yapmalıyız...''
Ne
diyelim? Öyle görünüyor ki bu tartışmada
sanki bir ''sağırlar diyaloğu''
yeğleniyor. Güçhan'a da, şu son
çağrısıyla ilgili olarak
şunu söylemek gerek:
1-
Hasankeyf'i sular altına gömmek ''doğru
bir amaç'' olamaz.
2-
''Ne kadar kurtarsak kârdır'' anlayışı,
ne kültür adına, ne uygarlık adına,
ne de bilim, mimarlık, insanlık ve
''işbirliği'' (!) adına asla
tutarlı bir tavır değildir.
3-
Dünyada eşi olmayan uygarlık değerlerinin
''hangi parçalarını feda edelim''
(ki, büyük çoğunluğu gözden çıkartılıyor)
diye yola çıkanlarla birlikte ''ortak
emek, düşünce ve eylem'' ise zaten
bize göre bir iş değil...
Nitekim,
belki de bunu bildikleri için büyük
masraflarla ve en geniş katılımla
düzenledikleri GAP ve Kültür
Sempozyumu'na bile ne bizleri çağırdılar,
ne de bunca açık kaygı ve eleştirilerimize
rağmen hiç değilse; ''bu kültür
yoksunu projeleri artık gözden geçireceğiz''
diyorlar. Açıkçası, duyarlı
kesimleri ''oyalıyorlar''. Kimi duyarlı
görünen kişiler de bunu hâlâ fark
etmiyor ve üstelik bize yüklenip, eleştiri
mektuplarının bir kopyasını
da GAP idaresine göndererek ''takdir''
bekliyorlar.
Ne
için?..
Kurdforum'a
eklenişi: 26.2.2001