GAP
ile makûs talihi yenme masalı
Kalkınma mı,
kandırma mı?
Osman
Aytar
Günlerce
televizyon ve radyolar dahil basın-yayın
organları aracılığıyla
sürdürülen propagandaların ardından,
9 Kasım 1994 günü, başta Türkiye
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve
Başbakanı Tansu Çiller olmak üzere
birçok bakan ve üst düzey devlet
yetkilisinin katılımıyla
şanlıurfa tünellerden birinin açılışı
yapıldı. Yaklaşık 500
yabancı devlet yetkilisi ile uzmanın
çağrılı olduğu ve 20
milyar liraya malolduğu söylenen açılışta,
tıpkı Atatürk Barajının
açılışında olduğu
gibi, büyük bir şov sergilendi. Açılış,
aynı zamanda vatan-millet-Sakarya
edebiyatıyla, kemalizm ve şovenizmin
gövde gösterisine de dönüştürüldü.
Sulama
mevsimi olmamasına rağmen, dağları
da çağları da deldik sloganı
ile tünel açılışının
yapılmasının, politik
hesaplardan kaynaklandığı açıktır.
Geleneksel amaç ve hesaplar, yalan ve
demagojiler, çoktur ve hatta çoğu da
ayyuka çıkmış durumda. Sık
sık iddia edildiği gibi, bu defa
da GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile
Güneydoğunun makûs talihinin
yenileceği ısrarla vurgulandı.
Sorunun siyasal, toplumsal, kültürel ve
benzeri boyutları bir yana, açılışı
bu denli büyük bir yaygarayla yapılan
tünelden verilecek sudan yararlanacak
toprak miktarı biliniyorken; genel
olarak Kuzey Kürdistan ve özel olarak GAP
yöresi gerçekleri gözler önündeyken, TC
devlet yöneticileri ve resmi ideoloji
savunucularının bu denli yoğun
yalan ve demagojilere başvurmalarının
neden veya nedenleri nelerdir? Kürdistanda
imha ve inkar politikalarını
ısrarla sürdüren Türkiye yöneticilerinin
GAPa biçtiği işlev nedir?
Konunun duyarlılık
ve sorumlulukla ele alınması
gerekir.
Propaganda
için açılış
GAP konusunda gözetilen amaçlardan biri,
propaganda ve dolayısıyla
psikolojik yarar olduğu için, sürekli
olarak gerçekler çarpıtılıyor
veya eksik veriliyor. GAP ayrılan ödeneğin
büyük bölümü, bir dönem Atatürk Barajına
aktarıldı. Amaç belliydi ve ne
pahasına olursa olsun propaganda amaçlı
olarak bu barajın bir iki ünitesini açmak
gerekiyordu. Böyle de yapıldı.
Daha sonra
şanlıurfa Tünelleri için
benzeri bir yola başvuruldu. Son görkemli
açılış, işte böylesi
bir yaklaşımın sonucu olarak
gerçekleşti. Yani herşey olur da,
neden sulama propaganda amaçlı olmasın?
Herşeyden önce
şunu belirtmek gerekir ki, geçtiğimiz
yıllarda açılışı
yapılan Atatürk Barajı ile 9 Kasım
1994 günü, o da düşük kapasite ile
birisinin açılışı yapılan
şanlıurfa Tünelleri, GAP kapsamındaki
onlarca projeden sadece ikisidir. Başta
DS (Devlet Su şleri) olmak üzere
resmi kurum ve kuruluşların
verilere göre GAP, entegre bir proje olup
sulama ve enerji amaçlı olarak 7'si Fırat,
6'sı Dicle havzasında yeralan
toplam 13 alt projeden oluşuyor; Fırat
ve Dicle nehirleri ve kolları üzerinde
22 baraj ve 17 hidroelektrik santralının
inşasını öngörüyor.
DSnin konuya ilişkin değişik
planlarında yeralan verilerden
hareketle ortalama bir rakam çıkarılacak
olursa, GAP ile 1.6-1.7 milyon hektarlık
bir alan sulanacak ve 26-27 milyar
kilovatsaat elektrik üretilecek.
DSnin
verilerine göre, GAPın temel
projelerinden biri olan Aşağı
Fırat Projesi, yedi alt üniteden oluşmaktadır.
Bunlardan biri de Atatürk Barajı gölünden
alacakları suyu, şanlıurfa-Harran
aşağı ovalarının ve
Mardin-Ceylanpınar sulama alanlarının
ana ulaşım kanallarının
başlangıç kısımlarına
verecek tünellerdir. şanlıurfa Tünelleri
olarak da adlandırılan ve her
birinin çapı 7.62 metre ve uzunluğu
26.4 kilometre olan iki tünel için
planlanan ortak kapasite, saniyede 328
metreküp suyu aktarmaktır. şanlıurfa
Tünelleri sulaması olarak tanımlanan
iki alt üniteden biri olan şanlıurfa-Harran
ovası sulaması kapsamındaki
şanlıurfa ovası sulaması
43 bin hektar, Harran ovası sulaması
98 bin 850 hektardır. şanlıurfa
Tünelleri sulamasının ikinci alt
ünitesi olan Mardin-Ceylanpınar
sulamasının toplam sulama alanı,
335 bin hektardır. DS'nin ilk dönemlerdeki
takvimlerine göre, Harran ovası
sulamalarına 1989 yılında başlanması
gerekiyordu. şanlıurfa-Harran
sulaması için daha sonra öngörülen
1992 yılı da aşıldı.
Bu nedenle son açılış,
daha önce açıklanan resmi plan ve öngörülerine
göre değerlendirildiğinde, makûs
talihi yenme adı altında koparılan
yaygaranın boyutlarını da
ortaya koymaktadır.
Denilebilir ki, Kürt
halkının ulusal demokratik haklarına,
ulusal kurtuluş mücadelesine karşı
devlet şovuna dönüştürülen
propaganda amaçlı sulamanın
kapasitesi nedir? Kapasite, hiç de öyle büyütüldüğü
gibi değil. Tünellerden biri düşük
bir kapasite ile kullanılacak ve
by-pass yöntemiyle küçük bir borudan
saniyede 30 metreküp su verilecek. Bu suyla,
şanlıurfa ovasında, ortalama
olarak 30 bin hektarlık arazi sulanacak.
Bu, şanlıurfa-Harran sulaması
için planlananın yüzde 6.3ü
demektir. Her tünel için öngörülen
kapasite açısından da durum yine
büyütülecek ölçülerde değil ve akıtılacak
suyla, her tünel için öngörülenin
sadece yüzde 12.6si sulanacak. Peki
neden 1989da tamamlanması planlanan
iki tünelden biri, hem de düşük bir
kapasite ile açılıyor? Neden
belli ve bu da, en azından tüneller
kadar önemli olan tarla içi su dağıtım
kanallarının halen tamanlanamamasıdır.
Yani iddia edildiği gibi, Harran ihtiyaç
duyduğu suya kavuşamıyor. Bu
kadar yılda kattedilen mesafe düşünüldüğünde,
Kürdistanın statüsü ve Türkiye
devletinin geleneksel zihniyeti değişmediği
sürece, makûs talihi yenme masalının
devlet şovlarıyla daha çok defa gündeme
geleceği rahatlıkla söylenebilir.
Makûs
talihin mimarları
GAP ile yenileceği iddia edilen, Kürdistanın
geri bıraktırılmışlığı
ve dolayısıyla Kürt halkının
makûs talihi, hiç kuşkusuz
tesadüflerin değil, yüzyıllardır
uygulanan sömürgeci politikaların
sonucudur. Gelinen aşamanın
mimarları biliniyor. Kimi yönleriyle
ele alınacak bazı temel sonuçlar,
konuya ilişkin olarak belli bir kanaatın
oluşmasına yardımcı
olabilir.
Kuzey Kürdistanda
yaratılan katma değer ve dolayısıyla
gelir dağılımındaki
dengesizlikler, yıllardır
uygulanan ekonomik, siyasal ve toplumsal
politikaların sonucudur. GAP yöresi ve
genel olarak Kuzey Kürdistan'da gelir dağılımı,
Türkiye genelinin çok altında. Örneğin
1986 yılında Hakkari'de kişi
başına düşen gelirin,
Kocaeli'de kişi başına düşen
gelirin yüzde 5.44'ü (1)
olması, bugün makus talihi
yeneceğiz diyenler ile mirasçısı
oldukları yönetimlerin ısrarla sürdürdükleri
politikaların ürünüdür. Yine 1993 yılı
başı itibariyle kişi başına
milli gelir Kocaelide 4500 dolar iken,
Diyarbakırda 1100 ve şırnakta
270 dolar (2)
olması, Kürt halkına nasıl
bir talihin reva görüldüğünün
bir göstergesidir ve geleneksel sömürgeci
politikalardan ayrı düşünülemez.
GAP sulamasıyla
gerçekleşecek üretim ve dolayısıyla
gelir artışının dağılımı
ile doğrudan bağlantılı
olduğu için toprak-insan ilişkilerininin
durumu da önemlidir. Çünkü, örneğin
sulamanın tam gerçekleşmesi
durumunda da ürün ve gelir artışından
yararlanmak için herşeyden önce
toprak gerekiyor. Topraksız ve az
topraklı işletmelerin tüm işletmelere
oranın, Siirt'te yüzde 91.2, Mardin'de
yüzde 88, Diyarbakır'da yüzde 86.4,
Adıyaman'da yüzde 79.5, şanlıurfa'da
yüzde 68.9, Gaziantep'te yüzde 66 olduğu
düşünülürse (3),
sulama ile esasında bir avuç büyük
toprak sahibi ile zengin köylünün
gelirinin katlanacağı söylenebilir.
Yöre topraklarının 2-3 ürün
elde etmeye elverişli oluşu, GAP
sulamasıyla gelirin ilk etapta 15-20,
son aşamada 50-60 kat artması (4), hiç kuşku yok ki katma değeri
de arttıracak. Fakat bu, toprak mülkiyetindeki
mevcut büyük dengesizlikler nedeniyle,
gelir bölüşümünde düzelme bir yana,
varolan uçurumu daha da derinleştirecektir.
Sağlık
alanındaki sorunlar itibariyle de GAP yöresi,
standartların altındadır. Kişi
başına düşen doktor, yatak,
ebe, hemşire oranlarında yüzdeler
azalırken; çeşitli hastalıklar,
içme suyu, ana ve çocuk sağlığı,
ölü doğum oranı konularında
yüzdeler büyük artışlar gösteriyor.
Hem toplam, hem
erkek hem de kadın nüfus itibariyle
GAP illerinde okuryazar olmayan nüfusun
oranı, Türkiye-Kuzey Kürdistan genel
ortalamalarının çok üstündedir.
Ülkemizde talanın
yaşandığı alanlardan
birisi de madencilik alanıdır.
Geleneksel sömürgeci yağma, bu alanda
kendini açık bir biçimde gösteriyor.
Özellikle petrol, fosfat ve asfaltit üretiminin
hemen hemen tümünün GAP yöresinde gerçekleşmesi,
bunu gösteriyor.
Bütün bunların
yanında, GAP yatırımlarında
dikkati çeken, enerji yatırımlarıdır.
Türkiyenin enerji ihtiyaçları düşünülerek
daha çok enerji üretimi esas alındı.
Bölgede elektrik kullanacak sanayi teşvik
edilmediği gibi, Türkiyeye aktarılan
enerjinin yaklaşık yüzde
25-30unun kaybına rağmen bu akış
sürdürüldü ve halen de gelişmeler
bu yönde. Bu da GAPın Kürdistandan
çok, Türkiye için planlandığının
bir kanıtıdır.
Bunlar
da yaşanabilecek
GAP ile ülkemizde
tarihsel ve kültürel mirasa da büyük
darbeler vuruldu, önü alınmazsa
yenileri vurulacak. Genel olarak uygarlık
değerlerine sorumsuzlukla yaklaşan
devlet yetkilileri, konu Kürt halkı ve
Kürdistanın tarihsel ve kültürel
mirası olunca, daha sorumsuz ve imhacı
davranabiliyorlar. Çünkü onlara göre Kürt
ve Kürdistanın tarihsel ve kültürel
mirasıyla ilgili olarak ne kadar az
şey kalırsa, inkar ve imha
politikaları için o kadar yararlıdır.
Bu nedenledir ki, birçok antik yerleşme
yerinin Karakaya Barajı, Samsat antik
kentinin Atatürk Barajı suları
altında kalması tesadüf değil.
Hasankeyf antik kentimiz ise, eğer
duyarlı kamuoyu tarafından
engellenemezse, halen plan ve etüt aşamasında
olan Ilısı Barajı'nın
suları altında kalacak. Bunlar
bilinen birkaç örnektir; Osmanlı
mparatorluğu ve mirasçısı
TC devletinin bu alandaki dosyası hayli
kabarıktır.
Toprakları
sular altında kalan ve kalacaklara
verilen kamulaştırma bedelleri de,
GAP ile Kürt insanına ne denli önem
verildiğinin göstergelerinden
birisidir. Düşük tazminat
bedelleriyle kamulaştırılan
arazilerin karşılığının,
çoğu yerlerde halen de ödenmemiş
olması, GAPa egemen olan yaklaşımdan
ayrı düşünülemez.
şimdiden önlem
alınmadığı için GAPın
kendisiyle birlikte getireceği, sağlık,
ekolojik, çarpık kentleşme, toprağın
verimsizleşmesi gibi bir yığın
önemli sorun da var. Proje kapsamındaki
barajların yapılmasıyla oluşacak
suni göller, başta iklim koşulları
olmak üzere genel olarak ekolojik dengeyi
etkileyecek ve önemli oranda değiştirecektir.
Fırat ve
Dicle havzalarında oluşacak suni göller
ve havzalararası su aktarımıyla
geniş alanda gerçekleştirilecek
sulama, önlem alınmadığı
için toprak ve su düzenlerinde de önemli
değişikliklere neden olacaktır.
Drenaj suyunun birikmesi, sulardan
kaynaklanan hastalıklar, toprak
erozyonu, toprak ve tarım ilaçlarının
yol açtığı hastalıklar
ve benzeri daha bir çok sorun kendini önemli
ölçülerde gösterecek. Bütün bunlar,
insanlarımız başta olmak üzere
bitki ve hayvan türlerini kalıcı
biçimde etkileyecek.
Sulamayla
gelebilecek tehlikelerden birisi de toprak
verimliliği ile doğrudan doğruya
bağlantılı olan toprakta
tuzlanma olayıdır. Çukurova'da
sulanan arazilerde önlem alınmadığı
için toprakta tuzlanma ve tarımsal üretimde
verimsizlik belirtilerinin ortaya çıkması,
Aşağı Seyhan ovasında
taban suyunun yükselmesi, uzun vadede GAP yöresi
topraklarının da çoraklaşma
tehlikesiyle karşıkarşıya
olduklarını gösteriyor. Mısır'da
Assuan Barajı alanı ve
Amerikada Güney Kaliforniya yöresinde
yaşanan toprakta tuzlanma felaketi,
mevcut yaklaşım sürdükçe GAP bölgesinde
de yaşanabilecek (5).
Madencilik,
sanayileşme ve enerji üretimine ilişkin
hava ve su kirliliği, sanayi artıkları,
katı artıklar ve kent kanalizasyon
suları başta olmak üzere benzeri
diğer alt yapı sorunları, çarpık
kentleşmenin doğal çevre üzerindeki
genel etkileri gibi sorunlar da, ayrıca
ele alınması gereken önemli çevresel
sorunlardır.
Bütünsel
yaklaşımın önemi
Büyük bir
kalkınma projesi olarak sunulan
GAP için de geçerli bazı başarı
ölçüleri var. Herşeyden önce, kalkınmada
bütünsel yaklaşımın büyük
bir önemi var. Çünkü kalkınma
projeleri, ilgili halk ve toplumların sürece
özgür ve aktif katılımı sağlanmadan
başarıya ulaşamazlar;
ekonomik ve toplumsal alanlar başta
olmak üzere yaşamın diğer
alanlarında, ileriye yönelik olarak
istenen ve beklenen dönüşümleri gerçekleştiremezler.
UNESCO bünyesinde hazırlanan ve Türkiyenin
de kabul ettiği Kültürel Gelişmenin
Dünya Onyılına ilişkin
rehberde yer alan Belirli bir toplumun doğal
ve kültürel ortamını da hesaba
katmayan her türlü ekonomik ve toplumsal
kalkınma projesi başarısızlığa
uğramaya mahkümdür ve Hiçbir
gerçek kalkınma projesi; doğal ve
kültürel ortamın başlıca özelliklerini,
gereksinmeleri, ilgili halkların
dileklerini gözardı edemez (6)
görüşü, mevcut koşullarda gerçekleştiği
takdirde adeta GAP'ın da başarısızlığa
uğrayacağını ifade eder
gibi. GAP ile Kürt halkının
gereksinme ve dileklerinin hesaba alınmadığı
biliniyor.
Yine aynı
rehberde yeralan Halkların kendi
gelecekleriyle ilgili kalkınma
projelerine etkin katılımı,
bu projelerin uygulabilir olması için
bir dilek olmanın çok ötesinde,
olmazsa olmaz bir koşuldur görüşü
dikkate alındığında,
GAPın uygulanabilirliği
konusunda da çok şey söylenebilir. Kürt
halkının, GAP'a etkin katılımı
bir yana, baraj ve tünel inşaatlarındaki
kalifiye işlerde bile Kürt insanının
çalıştırılmaması,
daha değişik demokratik süreçlerde
harikalar yaratabilecek GAPın,
mevcut haliyle gerçekleşmesi durumunda
ortaya çıkabilecek kimi sonuçları
konusunda önemli ipuçları vermektedir.
Kültürel Gelişmenin Dünya Onyılı
çerçevesinde ilan edilen Onyıl
Programının dört temel hedefi
de, kalkınma-kandırma
ikilemi için önemli ayrıştırma
ölçüleri olmakta. Kalkınmada kültürel
boyutun gözününde bulundurulması, kültürel
kimliklerin tanınması ve zenginleştirilmesi,
kültür yaşamına katılımın
genişletilmesi ve uluslararası kültürel
işbirliğinin geliştirilmesi
gibi dört temel hedef (7)
ile GAP yöresi ve Kuzey Kürdistan gerçekliği
karşılaştırıldığında;
istihdam, iktisadi ve toplumsal gelişmeye
ilişkin kısıtlı
olanaklara rağmen mevcut durumuyla
GAPın makûs talihi yenemeyeceği,
bu yönüyle de gerçek bir kalkınma
gerçekleştiremeyeceği söylenebilir.
GAP ile Güneydoğunun
makûs talihini yeneceklerini iddia
edenlere şunları sormak gerekir:
ddia edilen talihin mimarları
kimlerdir? Hangi politikalarla bugüne
gelindi? Bugün Kuzey Kürdistanda
geleneksel inkar ve imha politikalarını,
her geçen gün kirli savaşı tırmandırarak
sürdürenler, teşvik ve yatırımları
ya bitecek, ya bitecek politikasına
endeksleyenler, bütün bu yaşananlardan
ders çıkarmak yerine yalan ve
demagojilere başvuranlar, ya kalkınacak,
ya kalkınacak demagojileriyle Kürt
halkının makûs talihini
yenebilirler mi? Kürdistanda binlerce köy
ve mezrayı boşaltanlar; köy ve
şehirleri, dağları en gelişmiş
savaş araç ve gereçleriyle
bombalayanlar; bırakalım insan
haklarını, Kürdistanda yaşama
hakkını bile ortadan kaldıranlar;
binleri aşan faili meçhul
cinayetin, akan kan ve gözyaşının
esas sorumluları, hangi yüzle Kürt
halkının makûs talihini
yenmeden bahsedebiliyorlar? Kürt ulusal
kimliği tanınmadan, Kürt halkı
kendi geleceği üzerinde söz ve karar
sahibi olmadan, dahası kalkınma
planlarına bizzat katılımı
sağlanmadan, gerçek bir kalkınmadan
söz edilebilir mi?
Türkiye yöneticilerinin
konuya ilişkin yalan ve demagojilerinin
çok yönlü nedenleri var. Fakat her alana
ilişkin politika ve uygulamalara damgasını
vuran, ne pahasına olursa olsun Kürdistan
üzerindeki TC devlet egemenliğini sürdürme
amacıdır. GAP da bu temel amaç çerçevesinde
kullanılıyor, daha doğrusu
kullanılmak isteniyor.
Ne var ki, bu amaç
dahil, GAP ile gerçekleşecek iktisadi
gelişme ve refah artışının,
Kürt ulusal kimliğini unutturacağı
veya arka plana iteceği varsayımı
üzerine temellenen hesaplar, bazen hiç de
beklenmeyen dönemlerde başarısızlığa
uğrayabilirler. Bu alanda dünyada yaşanan
örneklerden alınabilecek çok şey
var. Hatta iktisadi gelişme ve refahın,
ulusal ve insani hakların kazanılması
yolunda daha örgütlü ve istikrarlı
bir mücadele için önemli olanaklar
sunabileceği söylenebilir.
Bütün bu ve
benzeri nedenlerle diyebiliriz ki, Kürt
halkının makûs talihinin
yenilmesi sürecinde ve sonrasında,
GAPın entegre bir kalkınma
projesi olarak gerçek işlevlerini
yerine getirmesi için, öncelikle Kürt ve
Kürdistan sorununda demokratik ve kalıcı
çözüm yolunun açılması, Kürt
halkının geleceğiyle ilgili
olarak söz ve karar sahibi olması,
kalkınma süreçlerine aktif katılımının
sağlanması gerekir. Böylesine bir
yaklaşım benimsenmediği sürece,
GAP veya başka bir kalkınma
projesinin uygulanabilirliği ve başarısı,
tartışma götürür; kendisiyle
birlikte getirebileceği kısmi bazı
olanaklara rağmen, gerçek bir kalkınmayı
sağlayamaz ve başarısızlığa
uğramaya mahkümdür.
15 Kasım
1994
Notlar:
(1)
Erdoğan Özötün, Türkiye Gayri Safi
Yurt çi Hasılasının
ller tibariyle Dağılımı
(1979-1986), stanbul Sanayi Odası
yayını, stanbul, Mayıs
1988, s.345-353
(2)
Yerel Yönetimler ve GAP Sempozyumu (21-22
Mayıs 1993, Mardin-şanlıurfa),
GAP Belediyeler Birliği-GAP daresi
Başkanlığı ortak yayını,
s. 36
(3)
GAP Master Planı, Cilt 3, Ek A
(4)
GAP Tarımsal Kalkınma Sempozyumu
(18-21 Kasım 1986), Ankara Üniversitesi
yayını, 1986, s. 4-5
(5)
GAPta Diyarbakır, Sayı: 7-8,
1990
(6)
UNESCO-Mimarlar Odası, Kültürel Gelişmenin
Dünya Onyılı ve Türkiye, E Yayınları,
stanbul, Mart 1990, s. 22-24
(7)
UNESCO-Mimarlar Odası, age, s. 25-32