İngiliz
Hükümeti'nin 'ahlaksız teklif'i
Koray
Düzgören
Yeni
Şafak
, 1.10.2000
Pazar
günleri yayınlanan The Sunday Times
gazetesinin son sayısında Ilısu
Barajı ile ilgili bir haber vardı.
Haberde, çevreci örgütlerin baskıları
nedeniyle, Ilısu Barajı'nın
yapımına mali garanti vermeye yanaşmayan
Blair hükümetinin, Türkiye'nin Afganistan
savaşındaki muhtemel rolünü
hesaba katarak, yeşil
ışık yakmaya hazırlandığı
ifade ediliyordu.
Gazeteye
göre Blair, barajın yapımcılarından
Balfour Beatty adlı İngiliz inşaat
şirketinin 200 milyon sterlin tutarındaki
yatırımına 'ihracat kredisi
garantisi' verilmesi için, geçerli
ekonomik ve sosyal gerekçeler bulunması
amacıyla bütün bakanlıklara
talimat vermişti.
Bu,
bir anlamda, "etik endişeleri bir
tarafa bırakın" demek
oluyordu.
Meselenin
aslına gelirsek
Tarihi
Hasankeyf kentinin yakınlarında
kurulması öngörülen Ilısu Barajı
çeşitli endişelere ve itirazlara
neden oluyor.
Dicle
Nehri üstünde yapılması
planlanan bu baraj, 22 baraj ve 19 elektrik
santralinden oluşan GAP'ın bir parçasını
oluşturacak.
2
milyar ABD dolarına malolacak baraj DSİ
adına, çeşitli Avrupa ve ABD
şirketlerinden kurulu bir konsorsiyum
tarafından inşa edilecek.
Mali
destek, ilgili şirketlerin ulusal hükümetlerinin
İhracat Kredi Kuruluşları'ndan
talep edilmiş, İngiltere, İsviçre
ve ABD, kredi için geçici onay vermişler.
Ancak
bu baraja ilişkin çeşitli ulusal
ve uluslararası endişeler var.
Bu
endişelerin başında, projenin
büyük oranda zoraki iskan gerektirmesi ve
paylaşılan su kaynaklarıyla
ilgili altyapı projelerinden beklenen
uluslararası standartlara uygun olmaması
geliyor.
Ayrıca
barajla, 183 köy ile mezra ve antik
Hasankeyf kentinin büyük bir bölümü
sular altında kalacak.
Buna
rağmen, kredi verilmesini destekleyen
İhracat Kredi Kuruluşları,
projeye geçici onay verdikleri zaman,
ortada henüz bu barajdan etkilenmesi
muhtemel çoğu Kürt, yaklaşık
78 bin kişi için oluşturulmuş
bir iskan planı yoktu.
Ayrıca,
baraj yapımından etkilenecek
insanlara veya onların seçilmiş
temsilcilerine bu konuda danışılmamıştı.
1999
yılının sonlarına kadar
bölgedeki belediye başkanlarına
ve köy muhtarlarına projenin yürürlüğe
girdiğine ilişkin herhangi bir
bilgi dahi verilmemişti.
Ilısu
Barajı'nın çevresel etkileri
konusu da büyük ölçüde değerlendirilmiş
değildi.
Baraj
ihalesini almak için uğraşan
şirketler, bir 'Çevresel Etki Değerlendirmesi'
yaptırmış olmakla birlikte,
baraja muhalefet eden bağımsız
kişi ve kuruluşlar bunun bütünüyle
yetersiz olduğunu ifade ediyorlar.
Ayrıca,
barajın Dicle Nehri sularının
kalitesini olumsuz etkileyeceği, nehrin
alt tarafındaki sulama alanlarına
ve sulu tarıma zarar vereceği de
ileri sürülüyor.
Günümüzde
Ilısu Barajı ile ilgili tartışmalara
dönersek:
Baraj'ın
yapımına katılacak şirketlerin
ülkelerinde kamuoyunun, NGO'ların ( Hükümet
Dışı Kuruluşlar) ve
parlamenterlerin artan baskısı üzerine,
İhracat Kredi Kuruluşları,
projeye destek vermek için Türk Hükümeti'nin
krediler verilmezden önce gerçekleştirmek
zorunda olduğu dört şart
eklediler.
1999
yılının Aralık ayında
açıklanan, birkaç ay önce İngiliz
Hükümeti tarafından resmen yayınlanan
ve bağımsız bir denetim
kuruluna hazırlatılmış
raporda da yer almış olan söz
konusu dört şart şöyle:
1-
Uluslararası kabul görmüş bir
pratiği yansıtan ve bağımsız
bir denetimi de içeren bir iskan programı
uygulayın;
2-
Irmağın üst tarafında, su
kalitesinin muhafaza edileceğini güvence
altına alabilecek kapasitede su işleme
tesisleri için hazırlık yapın;
3-
Irmağın alt tarafında,
yeterli akıntının sürekli
muhafaza edileceği konusunda bir güvence
verin;
4-
Hasankeyf'deki arkeolojik mirasın büyük
kısmının mümkün olduğunca
korunması için ayrıntılı
bir plan geliştirin.
Bu
şartlar, kağıt üstünde,
baraja muhalif olanların endişelerini
bir ölçüde giderir gibiyse de uygulama
konusunda ciddi endişeler söz konusu.
Nitekim,
İhracat Kredi Kuruluşları
tarafından öne sürülen dört şart
henüz yerine getirilmediği gibi
gelecekte yerine getirileceği de kuşkulu
görülüyor.
Yerine
getirilseler bile bu dört şart, birçok
temel meseleyi (özellikle şeffaflığa
ve insan haklarına ilişkin olanları)
konu dışı bırakıyor
ve projenin uluslararası standartlara
uygun olmasını sağlayamıyor.
Ilısu
Projesi'ne verilen desteğin sürdürülmesi,
ECGD (İngiltere İhracaat Kredileri
Dairesi) tarafından benimsenmiş
olan yeni 'İş İlkeleri'nin
hem özünün hem sözünün ihlal edilmesi
anlamına geliyor.
Dolayısıyla
Ilısu Barajı, ECGD'nin yeni
ilkeler konusundaki taahhüdünün bir
turnusol kağıdı durumunda.
Projenin
bu haliyle desteklenmesi, İngiliz Hükümeti'nin
kabul ettiği, 'ECGD'nin reformdan geçmesi
ve katlanılabilir ölçüde kalkınma
ilkelerini benimseme' amacında ciddi
bir sapmaya işaret edecek.
Bu
aslında etik bir sapma anlamına da
geliyor.
Ve
Blair'in baraja verilecek kredi ile ilgili
son talimatı da bu anlama geliyor.
"Endişeleri
ve çevreci tepkileri bir kenara bırakıp
işi kitabına uydurun."
Görüldüğü
gibi Ilısu Barajı artık iyice
dünyaya malolmuş durumda. Barajla
ilgili olarak çeşitli uluslararası
normlar, gerek baraja destek sağlayan
ülkelerin kamuoylarında ve gerekse
insan hakları ve çevre konularına
duyarlı dünya kamuoyu nezdinde bir
sembol haline geldi.
Şimdi,
'Teröre karşı savaş'ta bir
teşvik malzemesi, bir 'tavlama'
mekanizması olarak da kullanılmak
isteniyor.
Bu
bir anlamda 'ahlaksız teklif'le, çevre
konusuna duyarlı, demokratik dünya
kamuoyu sanki bir sınavdan geçirilmek
isteniyor.
Bunların
ötesinde, Ilısu'ya yönelik kredilere,
çevresel, ahlaksal ilkeler, değerler
ve insan hakları normları ihlal
edilmeden onay verilemeyeceği bilindiği
halde, Blair'in böyle bir girişimde
bulunması çok daha büyük bir anlam içeriyor.
Ilısu
Barajı, özgürlüğe, çevreci değerlere,
insan haklarına yönelik global saldırının
başlangıç noktası yapılmak
isteniyor.
Görüldüğü
gibi el konulmak istenen, sadece Orta Asya'nın
petrol ve gaz kaynakları değil.
kduzgoren@yenisafak.com
Kurdforum'a
eklenişi: 18.11.2001