Enerjİ
çıkmazında Ilısu Barajı
Koray
Düzgören
Yeni
Şafak
, 27.9.2000
Türkiye
göz göre göre yeni bir krize doğru hızla
ilerliyor...
Enerji
krizi ve ona bağlı olarak tırmanması
beklenen ekonomik krizin ne gibi sosyal ve
siyasal sonuçlar yaratacağını
kestirmek zor olmasa gerek.
Hatta
böyle bir krizden başka amaçlarla
yararlanmak üzere, bir "Kriz masası"nın
etrafında oturmuş "Ekonomik
Olağanüstü Hal"in hesaplarını
yapanların olduğunu tahmin etmek
bile mümkün...
Kuşkusuz
Türkiye bu noktaya hemen gelmedi. Enerji
sorunu kaç yıldır konuşuluyor.
Doğu Anadolu'daki üç dev barajın,
Atatürk, Keban ve Karakaya'nın kuraklığın
sürmesi durumunda devreden çıkabileceği
kaç yıldır söyleniyor.
Bazı
çevrelerin ve büyük medyanın 'çok
başarılı' olarak nitelendirip
yere göğe sığdıramadıgı
Ecevit hükümeti ise bütün bu süre zarfında
kılını kıpırdatmadı.
Zamanını, yapay krizler yaratmakla
geçirdi.
Öte
yandan, hareketsizlik ve beceriksizliğin
ötesinde, körü körüne uygulanan, "dediğim
dedik" politikalardan da vazgecilmedi...
Bu
nedenle devlet, neredeyse 15 yıldır
Ilısu Barajını gerçekleştiremiyor.
Bu
gidişle de gerçekleştirmesi zor görünüyor.
Artık, "Ben, kendi topraklarım
üzerindeki tarihi ve doğal çevreyi
yok ederek, o arazi üzerindeki insanları
sağa sola savurarak bu barajı
yaparım" diyemiyorsunuz.
Devlet
kaç yıldır Hasankeyf'te bunu söylüyor.
Ama enerjiye bu kadar ihtiyacı olduğu
halde de bu barajı gerçekleştiremiyor.
Uluslararası
'çevreci vicdan', bu barajın yapımını
finanse eden kuruluşlara ve devletlere
baskı yapıyor, onları
etkiliyor.
Devletin
ve bizdeki 'devletci çevreci'lerin anlamadıklari
işte bu... Bu cevreci etkiye 'siyasal
baskı' demekten bile çekinmiyorlar.
Geçtiğimiz
günlerde, Ilısu Barajı'nın
yapımcısı İsvicreli
Sulzer Hydro'nun yetkilileri çıkan
sorunları goruşmek üzere Türkiye'ye
geldiler.
Verilen
haberlere göre İsviçreliler, İngilizler'in
konsorsiyumdan çekilmesi ihtimali karşısında,
"yalnızca finans açısından
degil, cevresel sorunlar, yöre halkının
yeni yerlere yerleştirilmesi, aralarında
Hasankeyf'in de bulunduğu tarihsel
mirasın korunması, su ekonomisi
ile baglantılı konularda çeşitli
lobilerin siyasal baskıları altında
kaldıklarını" ileri sürmüşler.
Bu
uygulamaları yerinde izlemek amacıyla,
"Yabancı bağımsız gözlemcilik
kurulması" gibi bir öneride de
bulunmuşlar.
Enerji
Bakanlığı Müsteşarı
ise, "Hükümetin dışarıdan
kabul ettirilecek herhangi bir siyasal baskıya
boyun eğmeyeceği ve gerekirse
kendilerine verilen yetki kararının
iptal edilebileceği" yanıtını
vermiş.
İşin
ilginç yanı, müsteşar beyin bağımsızlıktan
söz ettiği günlerde, IMF'nin,
uygulanmakta olan ekonomi paketine ilişkin
'ince ayar' talebi üzerine tartışmalar
yapılmaktaydı...
Tesadüf
bu ya, yine o günlerde Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, Türkiye aleyhine
aynı anda 11 kararı birden açıklamıştı...
Sonra,
henüz geçen yıl, daha fazla yabancı
yatırımcı gelsin diye
Anayasayı değiştirip
uluslararası 'tahkim'i kabul etmemiş
miydik?
Müsteşar
beyin söylediklerinden çıkan anlam
şu: Barajla ilgili çevre raporu daha
yeni hazırlanıyor. Baraj gölü
altında halacak halkın başka
yerlere yerleştirilmesi planının
hazırlıkları DSİ tarafından
sürdürülüyor.
Yöredeki
tarihi miras konusunda ODTÜ'de kurulan bir
örgütün şemsiyesinde çalışmalara
daha yeni başlandı.
'Siyasal
koşul' dedikleri ise, 15 yıldır
devlet tarafından gerçekleştirilmeyen
bu hazırlıkların yapılması
için 'uluslararası çevreci vicdan'ın
talepleri...
Bir
de baraj gölü altında kalacak yerleşim
yerlerinde yaşayan 40-50 bin arası
insanın 'Kürt' olduğu gerçeğini
dillendirmeleri.
Ne
ilginçtir ki, o insanlar da kendilerini 'Kürt'
olarak nitelendiriyorlar.
Acaba
sakıncalı 'siyasal söylem'
dedikleri bu olabilir mi? Yöre halkı
da, 'uluslararası çevreci kamuoyu' da
barajın yapımına karşı
değil.
Ama
orada yaşayan insanlara Kürt de
olsalar insan muamelesi çekilmesi sartıyla.
Hadi
daha önce ne düşündüklerini sormadınız,
bari bundan sonra nasıl yaşamak
istediklerini sorabilirsiniz.
Bu
barajın üreteceği elektrik
enerjisine Türkiye'nin gerçekten ihtiyacı
varsa tabii...
kduzgoren@yenisafak.com