Foruma Jîngeha Kurdî

 

Şİmdİ Bİrecİk yarın Hasankeyf…

 

Koray Düzgören

Yeni Şafak, 27.5.2000

Birecik yakınlarında Fırat üzerinde yapılan Birecik Barajı inşaatında su tutma işlemine başlandı.

Bu ne anlama geliyor?

Bir yandan baraj gölünün dolmaya başlaması, öte yandan da baraj gölünün bulunduğu alandaki tarihi zenginliklerin yok olması anlamına.

Bütün dünya, Hasankeyf’te yapılacak ve tarihi Hasankeyf antik kentini sular altında bırakacak Ilısu Barajı ile uğraşırken, Birecik Barajının altında kalacak olan tarih ve kültür hazinelerinin değeri daha yeni anlaşılıyor.

Asurluların çivi yazılarında adı geçen tarihi Busrip şehri, Hellenistik dönemin en önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biri olan Birecik, plansız programsız bir projenin, üstelik de belki sadece 50-60 yıl ayakta kalabilecek bir barajına feda ediliyor.

Denilebilir ki. “ Bundan bize ne? “

“ Bize enerjı lazım. Bunun dışında, gerisi fantazi.”

Evet, bize enerji lazım. Enerji, tüketimi kalkınmanın en büyük göstergesi.

Enerji tesisleri planlanırken, yapılırken çevrenin, doğal güzelliklerin, tarihi dokunun tahrip olması ikinci derecede bir mesele olarak görülüyor. Hatta hiç önemsenmiyor.

Ne tesadüftür, Türkiye’de, çevrenin ya da tarihi dokunun zarara uğramadığı bir projeye  nedense rastlanmıyor.

Hangisine baksanız en yapılmaması gereken yerlerde planlanmış.

İşte Gökova termik santrali…

Dünyada bir benzeri bulunmayan Gökova Körfezi’nin hemen kıyısında, bütün karşı koymalara, çevreci dünya ve Türkiye kamuoyunun tepkisine rağmen yapıldı.

Sivil toplum örgütlerinin, çevre halkının direnmesine ve bazı mahkeme kararlarına rağmen gerçekleştirildi.

Koca tesisis, güya mahkeme kararına uyularak çalıştırılmıyor. Elektrik sıkıntısı başgösterince mahkeme kararı, ulusal ve uluslararası tepkilere falan boşverilip korsan olarak çalıştırılıyor.

Şimdi ne yazık ki aramızda olmayan, ama  Gökova meselesine büyük destek vermiş değerli gazeteci arkadaşım Teoman Erel, Gökova Santrali ile ilgili kitabımın ön sözünde çok önemli bir saptama yapmıştı.

(Ben Devletim Çevreyi Kirletirim. Bahar Ö.Düzgören-K.Düzgören, BDS yayınları, İstanbul 1991 )

 “ Herkes santralin oraya yapılmasının yanlış olduğunu biliyordu. Bütün raporlar, araştırmalar o yöndeydi. Ama bürokrasi israrlıydı. Sebebini ise genç bir mühendis şöyle ifade etmişti: Devlet bu yanlışını düzeltmez Teoman bey. Çünkü yol olur. Sonra başkaları da başka projeleri beğenmeyebilirler. Bir kere yol oldu mu, başetmek zor olur.”

İşte temel mantık bu olunca, devlet, halk için yaptığını ileri sürdüğü projelerin hazırlık ve planlama aşamalarını kimseye açıklamadan, tartışmaya açmadan tamamlar ve geriye o projeyi halka dayatmak kalır.

O noktada, ortaya çıkacak itirazların ve karşı çıkışların da zaten bir önemi yoktur.

Tıpkı Akkuyu Nükleer santralinde olduğu gibi…

Tıpkı Hasankeyf’de ve Birecik Barajında olduğu gibi…

Bakın, son anda batan geminin malları niyetine Birecik’te sular altında kalacak tarih hazinelerinden sökülüp taşınabilecekleri kurtarmaya çalışan bir arkeologun feryadına:

“ Kim ne derse desin, hükümet Birecik Barajına izin vermeden çok önce kapsamlı, ciddi bir araştırma yapılmalıydı.”

Birecik’te binlerce yıldır varlığını sürdüren Zeugma antik kenti, çevre ve kültür değerlerini hiçe sayan, bu yoldaki tepkileri dikkate almayan hatta bu tepkileri tehlikeli bulan bir devlet anlayışının kurbanı olarak sular altında kalacak ve tarih içindeki yolculuğunu tamamlayacak.

Dünya ve Türkiye’de çevreciler şimdi bağırıyor.

“ Hiç olmazsa barajın su tutma işlemini biraz geciktirin “, diyorlar.

Bu arada, biraz daha tarihi eser kurtarılabileceğini düşünüyorlar.

Mümkün değil ama, hadi Zeuguma’yı böyle kurtardık farzedelim.

Ya Hasankeyf’i nasıl kurtaracağız? Nasıl taşıyacağız koskoca Hasankeyf’i?

“ Ne yapalım, bize enerji lazım “, anlayışı günümüzde artık eskisi kadar yüz bulmuyor.

“ Enerjı lazımsa o tesisi çevreye ve tarihi dokuya zarar veremeyeceğin bir yere inşa et!” diyorlar.

İnsanlar artık yaşadıkları doğal ve kültürel çevre ile değerlendiriliyor.

Çevre hakkı da vazgeçilemez insan hakları gibi korunması ve kollanması gereken bir hak olarak kabul ediliyor.

Kaldı ki, bu tür tarihi değerlerin, artık insanlığın ortak tarihi ve kültürel mirası olarak kabul edilme eğilimi giderek artıyor.

Nasıl artık devletler ya da yönetimler kolay kolay, “ bu benim insanım, ben bunları ağız tadıyla ister öldürür, ister işkence ederim “ diyemiyorsa, çevre ve tarihi değerler için de ayni şey geçerli…

Şimdi Mısır’ın, kalkıp da söz gelimi, yol geçirme gerekçesiyle Pramitleri ortadan kaldırma girişimine dünya seyirci kalabilir mi?

Bunun gibi işte…

Doğru yeri saptamak, o çevrede yaşayan insanlar, bağımsız uzmanlar ve sivil toplum örgütleriyle birlikte yönetimlerin işi…

Birecik dünyanın en büyük hidroelektrik santrallerinden birisi olacakmış…  Olsun…

2.5 milyar KWh elektrik üretecekmiş...  Üretsin…

İnsanı dikkate almayan bir projenin insanlık yararına olduğunu söylemek kimi inandırır?

Birecik’teki binlerce yıllık Zeuguma uygarlığının son kalıntıları da yokoluyor…

Hiç olmazsa Hasankeyf’i kurtaralım…
 

 

 

İlk sayfaya dön

 

Editor:
Osman Aytar

Kurdforum:
E-mail

 


Ev rûpel, herî baş bi
Microsoft Explorer 5.0
û yên piştî wê ve dikare bê dîtin.


Destpêkirin:
16.10.2000