Ortadoğu
ve su potansiyeli
Mezopotamya,
Fırat ve Dicle'nin yeşerttiği
cennet bahçeleri, bereketli insanlık
beşiği olmuş kutsal topraklar.
Bu bölge de tarih boyunca su için bir çok
savaşlar olmuş. En son örneği
1967 Arap-Israil savaşı Israil'in
saldırganlığının
nedeni su kaynaklarına ulaşmaktır.
Doğal olarak su sıkıntısının
hakim olduğu Ortadoğu'da mevcut
akarsuların bir kaç devletten geçmesi
yani uluslararası su olma özelliğini
taşımaları ve yeraltı su
kaynaklarının önemli bir kısmının
da yenilenemez oluşu bölgede su savaşlarına
neden olmaktadır. Irmakların
sulayarak geçtiği ülkelerin pekçoğu
Mısır, Suriye, Irak, Filistin gibi
bu ırmakların sahibi değil,
alt kısımda kıyısı
olan ülkelerdir.
Irmağın
tamanına sahip olmamak, alt kıyıdaş
olmak, yukarıda bulunan devletlerin
suyu kontrol etme ve bölge devletlerine karşı
bir koz olarak kullanma tavrı bölgede
suya bağlı tansiyonu artıran
etken konumundadır. Bu nedenle bölgede
daha önce de belirttiğimiz gibi çeşitli
su kaynağı arayışları
vardır. Deniz suyu arıtma
tesisleri petrolden elde edilen enerjiye
dayandıklarından bu arıtma ünitelerinde
üretim pahalıya olmaktadır. Bu
alternatifi petrol kaynağı açısından
zengin olan Arap ülkelerinin tercihi
olmaktadır. (Suudi Arabistan- Kuveyt
gibi) Bu arayışlardan bir diğeri
de Libya'nın güneyinde bulunan yeraltı
su deposunu yeryüzüne
çıkaracak yapay ırmak
yapma girişimidir. Bölgede dışarıdan
su satın alma da arayışlardan
bir diğeridir.
Türkiye
bölgeyi kontrol etmek maksadı ile sürekli
dış politikasında suyu bir
koz olarak kullanmaktadır. "Suya
hakim olma ve potansiyel ortakları bir
şekilde saf dışı etme çabaları
da gündeme gelmekte ve savaşlar veya
sorunlar da buradan kaynaklanmaktadır.
Arap- Israil sorunu bölgedeki su sorununun
çok önemli bir boyutunu oluşturur.
Nitekim sadece Ürdün veya Litani Irmakları
değil, Filistin'e görece uzak olan
Dicle, Fırat ve Nil ırmakları
da zaman
zaman Ortadoğu barış görüşmeleri
çerçevesinde ele alınmaktadır.
Diğer yandan bölge dışı
ülkeler ve çıkarlarınını
bölge içi politikalara ve su sorununa
etkisi de açıktır." (Ortadoğuda
su sorunu-Erdem Denk Özgür Üniversite
Forumu)
Hayati
öneme sahip suyun mülkiyeti esas olarak
devletlere aittir. Su kaynakları
devletin mülkiyetinde olduğu için,
enerji sağlayacak barajların yapımına
ve yer seçimine devlet karar vermektedir.
Bu da büyük baraj inşaatları sırasında
pek çok yerleşim yerinin yok olup pek
çok sayıda insanın doğup büyüdüğü
toprakları, terketmesine, geçmişi
ile tüm bağlantının kopmasına
neden olmaktadır. Ortadoğu'nun su
konusunda sergilediği tablo gerçekten
dünyada eşine rastlanmayan bir durum
arzetmektedir. Bölgedeki ülkeler arasında
su kaynaklarına sahip olma anlamında
aşağıda verilen tablo bizlere
bu dengesizliği çarpıcı bir
biçimde izah etmeye yetecektir. (Grafik 1)
Tabloda
da görüldüğü gibi Türkiye su
kaynakları açısından kişi
başına 4500 m3 yıllık su
potansiyeli ile bölgenin su kralıdır.
Irak 4400m3 ile Türkiye'yi izlemektedir. Lübnan
3000 m3 ile 3. Suriye ise 1300 m3 ile 4.
olup en fakir ülke yıllık 163 m3
ile Batı-Şeria ve Gazze Filistin
Özerk yönetimidir.
Kaynak
ile kullanım aynı anlama
gelmemektedir. Türkiye bu kaynağın
% 12 sini kullanmaktadır. Lübnan %16'sını
Suriye %22, Ürdün %41, Irak %43, Mısır%97,
Israil % 115'tir. Israil su kaynaklarının
tamamını kullanmasına rağman
tüketimini karşılayamadığı
için deniz suyundan arıtarak kullandığı
için rakam buradadır. Israil
'in su tüketimi 2.5 milyar m3'dür. Bunun
1.7 milyar m3 işgal ettiği
topraklardan kalan 800 milyon m3'ü de dışarıdan
karşılanmaktadır.
Dünya
nüfusunun %40'ının yaşadığı
250 ırmak havzası su anlaşmazlıkları
ve su savaşlarına konu olmaktadır.
140 milyon nüfusu ve 370 bin km3'lük su
kaynağı ile bölgemiz Ortadoğu
dünyanın su konusundaki en sorunlu bölgesidir.
Bölgedeki başlıca uluslararası
ırmaklar Fırat, Dicle, (Kürdistan,
Suriye, Irak), Nil (Mısır, Sudan,
Etiopya, Brundi, Runda, Uganda,
Kongo, Tanzanya, Orta Afrika), Ganj
(Hindistan, Bangladeş, Kolorado, (ABD,
Meksika) Ürdün ırmağı (Ürdün,
Suriye Israil, Lübnan)
Tuna (Almanya, Slovakya, Macaristan,
Eski Yugoslavya, Romanya) Ren'dir (Almanya,
Fransa).
Ortadoğu'yu
ilgilendiren nehirlerin özelliklerine bir göz
atarsak;
Fırat
Kürdistan
coğrafyasında, Aras dağlarından
doğup Suriye'ye geçerek, Irak'a
gitmektedir. Bağdat ve Basra körfezi
arasında Şattül Arap bölgesinde
Dicle ile birleşerek Şattül Arap
adını alarak Basra körfezine
dökülür.
2.315 km uzunluğundadır, bu uzunluğun
400 km'lik kısmı Kürdistan sınırlarından,
475 km'si Suriye'den 1440 km'si Iraktan geçmekte
ve geniş bir yüzeyi "tarım
havzası" olarak sulamakta, hayat
vermektedir. Fıratın suları
ile hayat bulan toprak miktarı 444 000
km2'lik bir alandır. Ki biz bu alanı
Bulgaristan'ın 4 kat büyüklüğü
diyerek daha net ifade edebiliriz.
Bu
444 000 km2'lik Fırat'ın suladığı
alanın; Türkiye %28'ine yani 124. 320
km2'lik alana sahiptir. Suriye %17'sine yani
75.480 km2'lik alana sahiptir. Irak %40
ile177.000 km2'lik alana sahiptir. Suudi
Arabistan %15'lik ile 66 000 km2 lik alana
sahiptir. Arabistan, Fırat ve Dicle'ye
açılan bir nehir vasıtasıyla
Fırat sulama havzasına dahil
edilmektedir (Habib Ayeb "Leau au
Proche Orıent).
Fırat
nehrinin debisi 31.8 milyar m3'dür.
Mezopotamya'nın en büyük akarsuyu
olan Fırat, Karasu ve Murat'ın
birleşmesi ile oluşur.
Keban barajı gölüne ulaşır.
Kuruçay, Tahma suyunu alır. Karakaya
barajından sonra bazı küçük
akarsularla beslenir. Atatürk barajından
geçip- Kahta Çayı, Göksu, Nizip çayını
alır. Sacir suyuda Kürdistan'dan çıkıp
Suriye'de Fırat'a karışır.
Urfa'dan
Belih suyu, Mardin'den de Habur Çayı
ile Suriye'de birleşir. Dicle'yle birleşmeden
önce bir çok kola ayrılarak bataklıklar
göller oluşur. Fırat nehri üzerinde
eskiden Birecik ile Basra arasında gemi
ulaşımı yapılmaktaydı.
MÖ. 3000 yıllarında ırmağın
kenarlarında yapılmış
sulama kanalları bulunmuştur. Yeryüzünün
sulama yapılan en eski nehridir Fırat.
Dicle
1900
km uzunluğunda olup 47-50 milyar m3
arasında bir debiye sahiptir. Bu rakamın
değişir olmasının sebebi
yıllık yağışlardır.
Nehrin 523 Km'lik kısmı Türkiye sınırları
içindedir. Irmağın başı
Ergani yada Maden suyu adıyla bilinir.
Diyarbakır'a ulaşmadan Devegeçidi
(Furtakşo) suyunu alır. Deve geçidi
barajından sonra Yenice ve Karasu,
Ambar, Göksu, Aşağı Hanik,
Kuruçayı alır. Batman Garzan,
Botan çayları ile iyice güçlenen
nehir, Hakkari'den gelen Büyük Zap, Iran Kürdistan'ından
gelen Küçük Zap ile birleşerek Fırat
ile birleşir. Kürdistan'da doğar,
tüm kaynaklarını Kürdistan'dan
alır. Kürdistan'ı boydan boya
kateder, aslında bir iç nehirdir.
Ancak Kürdistan'ın paylaşılmışlığı
nedeniyle uluslararası su kapsamındadır.
Dicle
ırmağı havzasının
%12'sini Türkiye'de (38.280km2) %0,2 si
Suriye'de, %54'ü Irak'ta (172260 km2), %34'ü
Iran ve diğer ülkelerdedir
(108.460km2) dir. Diclenin toplam sulama
havzası 319 000 km2'dir. Yani bir
Almanya büyüklüğündeki toprağı
sulama kapasitesi vardır.