Şattül-Arap
Sorunu
Engin
Fırat ve deli Dicle'nin sularının
uzun, yorucu yolculuklarının ardından,
Kürdistanın parçalanmış
coğrafyasının her parçasından
taşıdığı kumuyla,
çakılıyla damla damla süzülen
sularıyla; derin vadilerinden,
kanyonlarından, gür ormanlarından,
bereketli ovalarından süzülerek,
bazen hayat verip bazen de hayat alarak,
düşmanlarına inat
bereketini dağıtarak gelen suların
kardeşçe birbirini sarıp sarmaladığı
nehir Şattül-Arap'tır.
Iran-Irak
arasında 8 yıl süren ve 1
milyondan fazla insanın ölümüne
neden olan konu Şattül-Arap üzerindeki
anlaşmazlıktır. Bu, bölgedeki
su savaşlarından biridir. Irak'ın
denize açılan tek yolu Şattül-
Arap'tır. Burayı kullanamaması
halinde en temel ihracat kalemi olan petrolünü
tankerlerle diğer ülkelere gönderme
imkânı kalmamaktadır. Sorunu anlaşılır
halegetirebilmek için tarihi boyutuna bir göz
atmak gerekir. 1913'de Istanbul'da
yapılan bir anlaşma ile
Şattül-Arap üzerindeki tüm ulaşım
hakları Iran'ın aleyhine Osmanlı'ya
kaldı. Daha sonraları kurulan Irak
bu durumu 1937'de Iran'la yapılan Dostluk
Anlaşması'yla Osmanlı'dan
miras kalan bu durumu kendi lehine
resmileştirmiştir.
1958'de Irak'ta askeri darbenin
lideri Abdülkerim Kasım, Bağdat
Paktı'ndan çıkarak Sovyetlere
yanaşmıştır. Bu yakınlaşmayı
kabul etmeyen Batı,
Iran Şahı'devreye sokmuştur.
1969 Nisan'ında 1937Anlaşması'nı
tek taraflı olarak iptal eden Iran, aynı
zamanda Irak'ta dönemin Kürt direnişini
yöneten Molla Mustafa Barzani'ye destek
vermeye başlamıştır.
Irak ise Kürdistan'daki bu savaşı
fırsat bilerek Hürmüz Boğazı'nı
kontrol eden üç küçük adayı işgâl
etmiştir.
Cezayir'in
arabuluculuğu ile
6 Mart 1975'de Irak'a Şattül-Arap
konusunda Iran'ın
tezleri kabul ettirilmiş ve bu
üç ada yeniden Iran'a bırakılmıştır.
Devamında Kürt direnişi çok kanlı
bir biçimde bastırılmış,
Kürdistan'ın kendi öz kaynağı
suları bir kez daha Kürtlere düşmanca
kullanılmıştır.
1979'da
Humeyni'nin Şah'ı kovarak Islam
Cumhuriyeti'ni kurmasının ardından
çıkan iç
karışıklıkları
fırsat bilen Saddam, 17 Eylül 1980'de
yukarıda belirttiğimiz Cezayir
Anlaşması'nı
tek taraflı
olarak fes ederek Şattül-Arap
topraklarını yeniden işgal
edince 1 milyon kişinin ölümüne
neden olan 8 yıllık savaş
felaketini başlatmış oluyordu.
Bu kez Batı'nın piyonu Irak
oluyordu.
Nehrin
alt kısmı tamamen bataklık
olup, burası Şii Arapların
yerleşim bölgesidir.
Irak nüfusunun % 60'ı Şiilerden
oluşmaktadır. Ancak azınlık
durumundaki Sunni Araplar ülke yönetimine
hakimdir. Irak polisi ve askerinin giremediği
nehrin alt kısmındaki bu bataklık
kısım Iran-Irak savaşı sırasında
Şii Arapların rejime direnişi
yoğunlaştırdıkları
bir bölgedir.
Irak burada bir kanal yapımıyla
bataklığı kurutup tek kurşun
sıkmadan bu muhalif kesimi
yok etme projesini devreye konmuştur.
Bu bölge ilkbahar aylarında
suların taştığı dönemde
doğal bir baraj gibi suyu depolamakta
ve yeraltı su kaynaklarını
beslemektedir. Bunu farkeden 18 ülke 1971
yılında Iran'ın
Ramsar
kentinde bir araya gelip uluslararası
bir anlaşma ile bu alanı koruma
kararı almışlardır.
Irak'sa bunu kabul etmemektedir.