Foruma Jîngeha Kurdî

 

3. Çevre duyarlılığı

Çevre duyarlılığı, diğer bazı sorunlara göre dünyada yeni sorunlardan biri sayılmakta.  Çevreyi kendi politikalarının merkezine yerleştiren hareketlerin de tarihi pek eskilere dayanmaz.

Önceleri çevre sorunu, daha çok politik ve sosyal sorunlara bağlı olarak gündeme geliyordu. Ne var ki çoğu kez çevre sorunu bu alandaki tartışmalarda önemini kaybedebiliyordu. Endustriyel gelişme sürecinin kendisiyle birlikte insanlığa getirdiği belli bazı olanaklar da, çevre duyarlılığının daha bir arka planda kalmasına neden olabiliyordu.

Hiç kuşkusuz bu sebebsiz de değildi. Bilindiği gibi, çevre tahribatı, diğer bazı tahribatlar gibi, daha çok güç dengesine bağlı olmuştur. İnsanların doğa karşısında pek güçlü olmadıkları dönemlerde, ister istemez çevre tarribatı da bu dengeye bağğlı olarak daha sınırlı idi. Endustri ve teknolojinin gelişmesiyle insanlar büyük bir gücün sahibi oldular ve çıkarlarına göre, hemcinslerine olduğu gibi, doğaya karşı da daha bir sistematik ve planlı bir şekilde kullandılar. Elektrik, asfaltlı yol, beton köprüler, yeni teknoloji ile sulama, fabrika, kimyasal ilaçlar, diğer bazı günlük araçlar başlarda daha çok cazip geliyordu; kendileriyle birlikte getirdikleri olumlu bazı olanakların yanında, bunların çevre üzerindeki tahribatları tehlike sinyallerini vermemişti, ya da bu alandaki tehlikeler görülmüyordu.

Fakat ne zaman anlaşıldı ki bitki ve hayvan türleri, su, toprak verimliliği üzerinde önemli tahribatlar olmuş ve bazı hastalıklar bu tür tahribatların ürünüdür, çevre sorunu gündemin en temel sorunlarında biri olarak yerini aldı. Yeşiller hareketi ve çevre korumacılar adı altında belli bazı gruplar ve şahıslar ortaya çıkıp seslerini yükseltiklerinde, bir kısım devlet yöneticisi ve sermayedar bu tür hareketleri suçladılar ve dediler ki “sizler gelişmeyi istemiyorsunuz.“

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu tür suçlamalar insanların önemli bir kesimi tarafından da kabu görüyordu. Çünkü konu, istismar ve demagojilere açıktı. Fakat bu süreç uzun sürmedi ve çevre sorunu kalkınmaya ilişkin tartışmaların temel sorunlarından biri haline geldi. Gerçi şimdi de kimi devlet yöneticisi ve sermayedarın suçlamaları sürüyor, ama bunlar eskisi gibi değil.

Çünkü artık kuşku duyulmuyor ki, bu alandaki tahribatların insan yaşamı üzerindeki etkileri büyüktür. Değişik çevrelerce de ifade ediliyor ki, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, bugün ve gelecekteki yaşam da ekolojik dengeyle doğrudan bağlantılıdır. Ekolojik döngüde herşeyin bir fonksiyonu vardır, az ya da çok, aralarında ilişki var ve bu alandaki değişiklikler diğer unsurların üzerinde de etkide bulunuyor.

 

 

3.1 Su ve çevre bağlantısı

Benzeri her proje gibi GAP‘ın da çok yönlü çevresel etkileri olacaktır. Herşeyden önce etkilenecek olan insandır. GAP mevcut sulama ve enerji üretimi kapasitesi ile gerçekleştiğinde, doğa ve tarihsel-kültürel çevrenin yanında bunlardan soyutlanması mümkün olmayan toplumsal yapı ve ilişkiler üzerinde de önemli etkilerde bulunacak.

Proje kapsamındaki barajların yapılmasıyla oluşacak suni göller, başta iklim koşulları olmak üzere genel olarak ekolojik dengeyi etkileyecek ve önemli oranda değiştirecektir. İklim değişikliği başta insanlar olmak üzere bitki ve hayvan türleri üzerinde etkide bulunacak. Bazı hayvan ve bitki türleri yok olacak, yeni türler ortaya çıkacak; nemli iklim koşulları yeni hastalıklar için uygun bir ortam yaratabilecek ve sularla bulaşabilen hastalıkların geniş bir alana yayılması tehlikesi artacaktır.

GAP kapsamındaki projelerin planlanması döneminde, TC‘nin ülkemizin tarihsel ve kültürel değerlerine düşmanlığının bir yansıması olarak, ülkemizin sahne olduğu uygarlıklardan arta kalan başta iki antik kentimiz olmak üzere zengin tarihsel ve kültürel değerlerimizin baraj sularının altında kalmasına neden olan projeler hazırlandı. Keban barajı sularına gömülen tarihsel ve kültürel mirasımızı yoketme çabalarına yeni halkalar eklendi.

Ne var ki gelişmeler bir yığın olumsuzlukları da kendileriyle birlikte gündeme getireceklerdir. Bütün bu ve benzeri sorunlar, GAP benzeri projeler için daha etüd ve plan aşamasındayken yapılması gereken Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) konusunda halen de elle tutulur bir adımın atılmaması nedeniyle, daha fazla taripkar olabileceklerdir.

 

3.2 Çevresel Etki Değerlendirmesi

Çeşitli alanlarda gerçekleştirilen yatırımların çevreye özellikle olumsuz etkilerinin geniş kesimlerin dikkatlerini çekecek şekilde artış göstermesi sonucunda, yatırımlara girişmeden önce çevreye olası olumlu-olumsuz etkilerin ortaya çıkarılması için yol ve yöntem arayışlarına girildi. Daha sonra sadece ekonomik yatırımlarla sınırlı olmayan bir perspektif benimsenerek, geniş bir alanı etkileyen bütün projeler için bir ön çalışma anlamında ÇED‘ın yapılması uygulamasına geçildi.

Çevre koruma hareketinin özellikle gelişmiş ülkelerde kazandığı yaygınlık, hükümetleri başta ekonomik yatırımlar olmak üzere, çevreyi olumsuz etkileyebilecek projeler için ÇED uygulamasında daha dikkatli davranmaya itiyor.

Türkiye‘de bir yöntem olarak ÇED olgusu yenidir. Gerçi, insana önem veren her yönetim ÇED olgusunda önce de gereken sorumluluğu gösterebilirdi ve de göstermesi gerekiyordu. Fakat gelişmeler bunun sadece lafla olmayacağını gösteriyor.

Yatırım ve büyük kapsamlı projelerin çevresel etkileri konusunda Türkiye-Kuzey Kürdistan genelinde de sorumsuz davranan ilgili yöneticiler, sorun ülkemiz olunca bu alandaki pervasızlıkları daha da artıyor. Bunda, ülkemizin genel statüsü ve Türk devletinin ülkemizdeki beklentileri belirleyici olmaktadır. Kamu yatırımlarının sektörel dağılımlarını ele alırken, devletin ülkemize genel bakışı bütün açıklığıyla ortaya çıkıyordu. Türk devleti, sadece yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının talan edilmesi ve bunu uzun süreli kılacak politikalarla soruna yaklaştığı için, ülkemizin içinde bulunduğu geri bıraktırılmışlık çemberi iddia edildiği açıdan bile kırılamıyor. Bu, kendini kalkınma adına yürürlüğe konulan projelerde en açık bir biçimde gösteriyor.

 

3.3 ÇED nedir?

ÇED, kalkınma ve çevre bağlantısının ele alındığı ortamlarda genellikle gündeme gelen olgulardan biridir. Bazı ülkelerde böylesi bir değerlendirme artık kanuni bir gerekliliktir. Önce Amerika‘da daha sonra da diğer bazı ülkelerde ÇED uygulaması kanuni bir zorunluluk haline geldi.(21)

Peki nedir ÇED?

ÇED, henüz uygulamasına geçilmemiş proje, plan, politika ve programların yol açabilecekleri çevresel, sosyal, ekonomik, tarihsel ve kültürel etkilerin önceden tahmini ve bu tahminlerin ilgili atılacak adımla karşılaştırmalı bir biçimde birlikte değerlendirilmesi yöntemidir.(22)

ÇED‘e ilişkin geniş kapsamlı bir araştırmaya göre, ÇED‘in koşullarının yerine getirilmesi için şu ölçüler sıralanabilir:

- karar zemini
- beklenen sonuç
- alınması düşünülen sonuç değiştirilmeksizin başvurulabilecek alternatifler
- çevre üzerindeki etkiler, alınması gereken önlemler ve bunların alternatifleri
- olası olumsuz ve olumsuz etkilerin tespit edilebilmesi için gerekli olan bilgi birikimi
- kamuoyunun ve ilgili şahısların kontrol edilmesi.(23)

İsveç hükümetinin bir araştırmasına göre, ÇED bir yönüyle bir süreçtir, öte yandan da bir belgedir. ÇED‘de neyin yapılacağı, bunun çevre, toplum ve tarihi ve kültürel miras üzerindeki etkileri ve benzerlerinin açıklıkla ortaya knulması gerekir. Kamuoyunun da hem eleştirel yorum hem de değişiklik önerileri ile sürece katkıda bulunması gerekir.(24)

Çevresel boyutların dikkate alındığı sağlıklı bir ÇED ile atılmak istenen adımda hangi alternatiflerin, daha ekonomik ve yararlı olduklarını tespit etmek mümkündür.

 

3.4 GAP ve ÇED

Başta GAP olmak üzere benzeri projelere böylesi bir anlayışla yaklaşılmadığı açıktır. Tarihsel ve kültürel zenginlik kaynaklarına, uygarlık değerlerine tüccar mantığıyla yaklaşan; bir termik santral için koskoca bir beldeyi, bitki ve hayvan türleriyle insanlar için yaşanmaz hale getirmekten çekinmeyen bir zihniyetin, günümüz koşullarında sağlıklı bir ÇED‘i gerçekleştiremeyeceği bir sır olmasa gerek.

Türkiye‘de 11 Ağustos 1983‘te Resmi Gazete‘de yayınlanan 2872 sayılı Çevre Yasası ve bu yasanın 3 Mart 1988 tarih ve 3416 sayılı yasa ile değiştirilmiş biçimi, ekonomi ve çevre arasında önemli bir çelişkiyi yansıtıyor. Buna göre çevre, ancak onun ekonomik kalkınma çabalarına olumsuz etkisi olmadığı takdirde korunacağı ifade ediliyor.(25)

Bu yaklaşım temelinde çıkarılan ve 7 şubat 1993 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği‘nin çevreye pek de yararlı bir içeriğe sahip olmadığı söylenebilir.(26)

1989 yılı başlarında DPT bünyesindeki GAP birim yöneticileriyle Çevre Genel Müdürlüğü arasında, GAP yöresiyle ilgili bir çevre etki değerlendirmesi için görüş birliğine varılmasına (27) rağmen Eylül 1996 verilerine göre ÇED‘in halen devam eden projeler arasında olması TC yöneticilerinin GAP‘la yansıtılmak istenen “kalkınma“ yaklaşımına nasıl da güdük ve çarpık baktıklarını gösteriyor.

Ne var ki GAP projeleri devam ediyor. Karakaya, Atatürk ve Hancağız barajları tamamlandı, diğerleri devam ediyor ya da plan aşamasında. Peki bu koşullarda ÇED tamamlanırsa ne olacak? Karakaya ve Atatürk baraj sularına gömülen tarihi ve kültürel miras geri mi gelecek? Su kalitesi, iklim ve doğal çevreye etkiler nasıl dengelenecek? İşte burada da yine “türk usülü“ kalkınma anlayışı çıkıyor.

Dünya Yabani Yaşam Vakfı danışmanlarından ve yıllarca Birecik‘te Kelaynaklar ile ilgilenen  Alman mimar Udo Hirsch‘a göre GAP ile ilgili olarak şu konularda araştırma yapılması gerekir:

- yeraltı suları, otlak, tarım ve orman üzerindeki etkiler
- sulu tarım ne getirip götürecekleri
- barajların iklim üzerindeki etkileri
- kimyasal ilaçların toprak ve suya etkileri
- kimyasal ilaçların toprağa karışma derecesi.(28)

Keban Barajı‘nın kendisiyle birlikte getirdikleri bilinmektedir. Keban‘a ilişkin olarak ÇED yapma kararı geç alındı, tahribatlar büyük oldu ve eğer böyle giderse daha başka tahribatlar gündeme gelebilecek.(29)

 

 

 

Yazının başına dön

 

Editor:
Osman Aytar

Kurdforum:
E-mail

 


Ev rûpel, herî baş bi
Microsoft Explorer 5.0
û yên piştî wê ve dikare bê dîtin.


Destpêkirin:
16.10.2000