Israil'in
Su Düşleri
Israil'in su düşü
'92 yılından sonra ivme kazandı.
'94 yılında ise hem askeri, hem de
iktisadi alanda yapılanma başlıyor.
Bu zaman zarfı içinde Israil bütün
komşularından su almaya,
vermeseler çalmaya varan eylemler
yapıyor. Çünkü
Israil bir yandan artan nüfusuna su sağlamak
için seferber olurken, diğer yandan
biyolojik kalkınma için boyuna
kaynaklar aramaya başlamıştı.
Bunun için ilk sondaj, Ürdün için yapıldı.
Ürdün'de bulunan ve Ürdün topraklarının
önemli bir kısmını sulayan
Şeria Irmağı, Israil için
bulunmaz kaynak olmakla beraber, Ürdün'deki
su rezervini kendi topraklarına
aktarması oldukça zor görünüyordu.
Bunun için Israil, bütün teknolojik dehasını
ve Amerika ilişkilerini kullanarak,
Celile Denizi ve Yarmuk Irmağı'ndan
boru hatlarıyla Tel-Aviv'e su
pompalamaya başladı. Bu pompalama
yolu ile Israil su ihtiyacını bir
biçimde karşılarken, diğer
yandan Filistinlilerin olan, ancak işgal
toprakları olarak kabul edilen Batı
Şeria'daki su kuyuları da zaten
Israil için önemli birer kaynaktılar.
Tel-Aviv'e gelen su ise bir nevi rahatlamaydı.
Ürdün ise çalınan bu sudan
habersizdi. Batı Şeria'daki
kuyulardan alınan su Israil'e hayat
pompalarken, Filistin halkı için
susuzluktan başka birşey değildi.
Çünkü işgal altındaki Golan
Tepeleri'nden gelen su Israil'in hesabınaydı.
Israil Arap topraklarındaki suya egemen
olarak, bir biçimde, farklı bir savaşın
galibi
olarak kendini tayin ederken, diğer
yandan Teberiye Gölü'ndeki su seviyesinin
düşme tehlikesi Israil'i kaygılandırıyordu.
Şamir Kabinesi'nin Tarım Bakanı
Rafael Eitan 1991'de , Israil'deki su
rezervlerinin tehlike altında
olduğunu söylüyordu. Hayfa Üniversitesi
öğretim görevlilerinden Arnolt Soffa,
Israil'in su sorununu gündeme getirirken,
mevcut sularda 2000 yılında bir
azalmanın olacağını ve
Israil'in 2000 yılına kadar su
sorununu
çözmesi
gerektiğini söylüyordu.
Su Hırsızı
Israil
Bu bir masal
değil, bir hikayeden de alınmadı
ve gerçek, Israil su çalıyor.
Israil'in su hırsızlığı
ile ilgili olarak Nilgün Cerrahoğlu,
(Sabah, 3 Ocak 1994) Filistinlilerin şikayetlerini
şöyle dile getiriyor: "Israil işgal
altında tuttuğu Batı Yakası'ndaki
su kaynaklarının % 90'ını
kullanıyor. Bize içecek su bırakmıyor.
Işgalin nedenlerinden biri bu. Israil
25 yıldır bizim sularımızla
çölde vahalar yaratıyor. Hatta Lübnan'ın
güneyine girmesinin nedenlerinden biri de
yine su." Filistinliler öyle ki, su
sorunu yüzünden suyun Cola'dan daha pahalı
olduğunu belirterek, Cola içmek daha
ucuza geliyor, diye konuşuyorlar.
Israil'in işgal altında tuttuğu
Filistin topraklarında susuzluk çok
ciddi boyutlarda. Sonuçta milyonun üstünde
Filistinli bir de susuzluktan kıvranıyor.
Açık olan kanalizasyonlar, varolan sınırlı
suyu artan bir biçimde sürekli kirletiyor.
Filistinliler sadece pis su
kullanabiliyorlar. Biyolojik savaşsa bu
da biyolojik savaş... (Adalı:
Emperyalizmin Ortadoğu'ya Müdahalesi. Sorun
yay. Istanbul, 1991. s. 38) Israil'in su
kaynaklarının başında
Şeria Irmağı geliyor, bunu
yine işgal ettiği Golan Tepeleri
izliyor, Güney Lübnan'daki kaynaklar da
şu an Israil'in
elinde. Lübnan, Suriye ve Filistin'den su (ç)alarak,
iktidarını güçlendiren ve aynı
oranda rakiplerinin gücünü kıran
Israil aynı dönemde, Manavgat sularına
da talip oldu. Ancak Hatay Sorunu'nun gündemden
düşmesi, Suriye'nin Türkiye ile PKK
Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ı
Suriye'den çıkarması ile barışması
Manavgat'ı Israil'in gözünden düşürdü
ve Israil Manavgat'tan vazgeçerek, daha büyük
lokma istedi.
Manavgat Barış
Suyu Projesi
Manavgat Barış
Suyu olarak kamuoyuna deklare edildi.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in
temelini attığı Manavgat Çayı
Su Temin Projesi 8 Aralık 1998'de Başbakan
Mesut Yılmaz tarafından hizmete
girdi. 10.5 kilometrelik iki boru
ile Manavgat
Çayı'ndan alınan günlük 500 bin
metreküp su, borularla denize taşınacak
ve tanker gemilerle dağıtımı
yapılacak. Bu suyun yarısı arıtılmış
olarak, diğer yarısı ise arıtılmamış
şekilde denizdeki platformlar aracılığı
ile tanker gemilere doldurulacak. Su,
Akdeniz'e kıyısı olan KKTC,
Yunanistan, Israil, Libya, Malta, Tunus ve
Cezayir gibi su ihtiyacı çeken ülkelere
satılacak. Ege ve Marmara'da su sıkıntısı
çeken şehirlerin su ihtiyacı da
bu tesislerden karşılanabilecek.
116 milyon dolar harcamayla yapılan
tesisten yılda 300 milyon dolar gelir
sağlanabilecek.
Ille de su için
savaş
Israil
siyasi tezgahlar, komplolar ülkesidir.
Hayfa Üniversitesi öğretim görevlilerinden
Prof. Armon Sofer Ortadoğu'da su savaşlarının
(31 Ekim '90, Milliyet) çıkacağını
söylerken haklıydı. Israil'in su
için yapamıyacağı yoktu.
Şimon Peres ise, dönemin başbakanı
Turgut Özal ile tartışıyordu.
Perez" Nüfus artıyor, suyu üretmek
için imkan yaratamazsak, bu kez su için
savaşacağız" derken, Özal'dan
"Türk sularının", özellikle
Fırat ve Dicle sularının
Ortadoğu'ya akıtılmasını
talep ediyordu. Bir yıl sonra Yitzhak
Rabin oturduğu başbakanlık
koltuğundan, su sorununun "Umarım
ki su sorunu silahla çözülmez." ( 22
Aralık '92, Sabah) Israil'in su savaşına
başlamasının tarihi ise
eskilere dayanıyor. Teberiye- Necef
arasında hazırlanan, Milli Su
Şebekesi Projesi 1963 yılında
başladı. Tabii bu bir milad değil
su için, çünkü Israil 1948'de kurulmasıyla
devletin sınırlarını,
suya göre belirlemişti. Bu proje
Arapların ölümüne de imza
anlamındaydı.
Kahire'de toplanan ve adına Arap
Zirvesi denilen toplantıda konuşulan
en önemli konu yine suydu. Israil'e karşı
FKÖ'nün desteklenmesi, Arapların
Filistin halkına bir düşkünlüğü
değildi. 1967'de çıkan savaşın
en
önemli
nedeni Şeria nehrinin sularıydı.
Dayan, hem kendilerinin, hemde Arapların
su kaynaklarını kontrol altına
almak için bu savaşa girdiklerini söylüyordu.
Altı Gün Savaşı sonucunda da
Golan Tepeleri ile Şeria ırmağının
değişimi bile gündeme gelmişti.
Israil, kuzeyindeki Celile Denizi'ne su akışını
engelleyecek olan Suriye'nin baraj projesine
karşı çıkmış ve böylesi
bir baraj olması halinde saldırıdan
çekinmeyeceğini dile getirmişti.
Suriye , Ürdün ile birlikte Yarmuk Nehri
üzerinde bir baraj yapma istedi. Israil
"olmaz" deyince de proje
askıya alındı. Aynı
zamanda, Sudan'daki Jonlei Kanalı da
Israil tarafından bombalandı.
Nil
Israil
gerektiği yerde din, gerektiği
yerde hin ve yine gerektiği yerdede
politikanın çok değişik biçimleriyle
kendini ortaya koymuştur. Dinsel olarak
su projelerini, Tevrat'a dayandıran
Israil, kutsal emirin Israiloğullarına,
"Ayak tabanınızın basacağı
her yer sizin olacak, sınırsız
çölden ve Lübnan'dan, Irmaktan, Fırat
ırmağından garp denizine
kadar olacaktır. Önünüzde kimse
durmayacak, Tanrınız Rab size söylediği
gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak
basacağınız bütün diyar üzerine
koyacaktır" dediğini hatırlarlar.
Siyasi olarak dünyaya dağıldıklarını
ve zulüm gördüklerini
anlatırlar. Israil için iki önemli su
kaynağı vardır: Nil ve Dicle
- Fırat. Israil'in Nil üzerinde ikinci
hedefi ise Sudan'dır. Sudan'da patlak
veren iç isyanlarda büyük güç MOSSAD' dır.
Any-Nya olarak bilinen iç karışıklık,
MOSSAD'ın silahları ve askeri gücü
ile beslenmiştir.Uganda, Çad, Etiyopya
ve Kongo üzerinden kurulan istasyonlarla
meydana gelen ayaklanmaya destek vermiş,
Torit kentinde de bulunan Mossad merkezinde
yapılan görüşmeler sonunda
Anyn-Nya gerillaları Israil'e götürülerek
eğitilmiştir. Hartum yönetimi ile
Any-Nya gerillaları arasındaki çatışma
1972 yılında sona erer; ve artık, 1985'e kadar Cafer Numeyri Israil'in en önemli
ayağı olarak, Israil
buradakalabilecektir. Israil'in çıkarı,
Nil üzerinde kurulacak olan kanallardır.
Sonuçta kanal 1984 yılında yapılır
ve Israil,
Etiyopya ve Sudan gibi Nil'in iki önemli
musluğunu elinde tutan devletleri,
elinde tutarak Mısır'ı istediği
zaman tehdit edecek bir güce de sahip olmuştur.
Israil bir yandan bu iki devleti yanına
çekerken, Nil üzerinden su akıtmak
istemektedir.
Israil'in diğer
ayağı ise Fırat'tır.
Israil'in GAP'a ilgisine de buradan bakmak
gerekir... Israil'in GAP ilişkisi
tarihi 1993 yılına denk gelir.
Israilli kimi işadamları zaman
zaman bölgeyi ziyaret etmeye gelirler ve sürekli
Urfa'dan toprak almak istediklerini, burada
fabrika kurmak istediklerini söylerler.
Zaman zaman hem Israil'deki Kürtlerden
bahsederek, Türkiye'nin Kürtleri
ihmal ettiklerini ve kendilerinin geliştirecekleri
formüllerle Kürtlerin en azından
ekonomik anlamda gelişmesine yardımcı
olacaklarını söylüyorlar. Zaman
zaman da devletin yanında yer alarak
geliştirecekleri projeler sayesinde Kürt
meselesinin ortadan kalkacağını,
yapılacak ekonomik yatırımlarla
hem Kürt meselesinin biteceğini, hem
de Kürtlerin gelişen ekonomi ile
birlikte kendilerini daha iyi Türk vatandaşı
yapacaklarını vaadediyorlar. Özetle
kusursuz bir ikiyüzlülükle hem Türkiye'ye
hem de Kürtlere zarf atar Israil. 1993
Haziran'ında, Israil Tarım Bakanlığı'ndan,
Antep Ticaret Odası'na gelen, 20
kişilik bir heyet, GAP'a 300 bin dolar
yatırım yapar. Bu çekin bir bölümüydü,
aslında Israil'in istediği Devlet
Çiftlikleri'ydi ve bu çiftliklerin başında
Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği
geliyordu. Kısa adı NAAN olan
Israil Sulama Sistemi ile yine kısa adı
NETEFIM Israil Sulama Finansı ile
beraber Israil'in GAP'tan hisse almak
isteyen firmaları arasında Cargil,
Constinental Grain, Pliph Brothes, Mark Rich
gibi firmalar vardı ve bu firmalar
GAP'a göz dikmişlerdi. GAP bu firmalar
için iki anlama geliyordu ve bunlar,
Israil'de olmayan,
su ve topraktı. Israilli
firmalar Ağustos '96'da önce Ankara'ya
sonrada Urfa'ya geldiler. Israil Tarım
Bakanlığı GAP bölgesine
arazi alımına resmen başvurmuştu.
Israil'in Ankara eski Büyükelçilerinden
Davit Granit, Israil'in sulama alanında
Afrika'da yaptıklarını
belirterek, sulama ve deniz suyundan
istifade etmenin bütün teknik olanaklarını
Türkiye için seferber edeceklerini söylüyordu
(Anberin Zaman, Kaçınılmaz Ortaklık.
Avrasya Dosyası. Israil Özel, Cilt l, sayı
3. 1994. ). Ankara'ya gelen diğer büyükelçi
Zvi Elpeleng'e göre GAP küçük bir
California olacaktı. Siyasi olarak Türk
ve Israil devletleri GAP üzerinde çalışırken
Mossad da devredeydi. Mossad'ın önemli
ayaklarından Shaul Eisberg GAP'a yatırım
yapmaya hazırlıklıydı. Mossad'ın
Afrika'da çalıştığı
sıralar, Tarımsal işbirliği
adı altında yerleştirdiği
mühendisler, danışmanlar, askeri
yetkililer, diplomat kimliğiyle yaşıyorlardı
ve bunlar birer ajandı. Şimon
Peres bir yandan suyun insanlığın
ortak malı olduğunu söylerken, diğer
yandan Suriye'nin Golan sularını Türkiye'nin
Fırat'ın sularından Israil'e
vermesini istiyordu. Türkiye'de birşeylerin
peşindeydi. GAP'ın yapılanması
bölge halkının refahı için
değildi. GAP, PKK'ye karşı bölge
halkına yakılan bir yeşil
ışıktı.Türkiye Apo'nun
kellesini isterken, Israil su istiyor...
Satranç yeniden kuruluyor.
PKK ve Su
Türk-
Israil Dostluğu aynı zamanda MIT
ve MOSSAD'ın işbirliği anlamına
geliyor. Türkiye satrançta su hamlesi yapıyor,
Israil ise 'Apo kozu'nu oynuyor. Biri "vaadedilmiş
topraklar", diğeri "büyük Türkiye"
diyor. Israil temkinli, çünkü
Israil'in içinde Kürt nüfusu var ve bu nüfus
her an ayaklanabilir bir güç olarak
duruyor. Ama denemeli. Ama tutarsa, Israil
Ortadoğu'da hakim olacak ve giderek dünyaya
açılacak. Bir piyon sürüyor ve
satranç başlıyor. Mossad 1994'te
Öcalan'a karşı ilk eylemini gerçekleştirdi.
Ancak başarılı olamadı.
Türkiye'de ise bu eylem, tek sayı çıkan
Ateş adlı derginin 10 Eylül 1994
tarihli sayısında çıktı.
"Apo'yu Mossad vuracak" haberini
manşet yapınca, dergi kapatıldı.
Mossad bu işi tek başına
yapamıyacağını anladı.
Bu arada GAP'a yatırım yapacak,
yapması muhtemel firmaların yanında
birde silah fabrikaları gündeme
geliyor. Bu silah fabrikalarından biri
HASPRO. Bu firmanın sahibi Cenevre'de
oturan Ertaç Tinar. Tinar '91'den beri KKTC
vatandaşı olarak kayıtlarda
geçiyor. Adapazarı nüfusuna kayıtlı
olan Tinar aynı zamanda Israil ile yakın
ilişkileriyle de biliniyor. Rauf Denktaş'a,
KKTC'nin Isviçre'de Fahri Konsolosu olmak
istediğini söylüyor. Yine, Emniyet'e
milyarlarca lira değerinde silah hibe
ediyor. Hibe edilen silah sayısı
ise 35 bin 385 olarak gösteriliyor ve bu
silahlar Istanbul, Mersin ve Kocaeli Dil
Iskelesi Gümrüklerinden çekilerek Özel
Harp Daire Başkanlığı'na
teslim ediliyor. Hibe edilen malzemelerin
tutanağında ise 27 Haziran 1994
tarihi geçiyor ve imza olarak karşımıza
Ibrahim Şahin adı çıkıyor.
Silah diye yapılan göndermeler arasında
makyaj mazemeleri, kablo soyma seti, mengene,
maymuncuk, gizli telsiz kulaklık, tırmanma
ve dağcılık ipleri, Isveç
oturağı, doktor dinleme cihazı,
çene açma aleti, alev makinası, ip
atma aleti, sıfırlama cihazı,
cam kırma merdiveni gibi aletler
Antalya Özel Harp Dairesi'ne gönderiliyor.
Antalya'da Bey Dağları'nda Özel
Harekatçılar kamp kuruyorlar, örtülü
operasyonların tatbikatları burda
yapılıyor. Gönderilen
malzemelerle bir erkek çok rahat kadın
kılığına
sokulabiliyor.
Öcalan
ise yerinde, sessiz ve derin, Türkiye'deki
gelişmeleri izliyor. Emniyet, Bey Dağları'nda
eğittiğitimleri Lübnan'a gönderiyor.
Bu sefer Mossad uzaktan
destekliyor, işi MIT götürecek. Ekip,
PKK'nin Lübnan'da boşatığı
kampa giriyor. Suikast için ise Mehmet Eymür,
Örtülü Ödenek'ten 20 milyon dolar
verildiğini söylüyor
SusurlukKomisyonu'na. Emniyet bu harekata
Mercedes Operasyonu adını veriyor.
Operasyon için altı kişi görevlendiriliyor
ve Mesut Yılmaz'ın başbakanlık
döneminde onaylanıyor. Operasyonda
Emniyet devre dışı bırakılıyor.
Plan ise şu: Öcalan Mahsun Korkmaz
Akademisi'ne sık gelip, buradaki uydu
telefonu ile görüşmeler yapıyor.
Ankara bu konuşmaları yine uydu
aracılığı ile dinliyor.
Gün kararlaştırılıyor,
tarih olarak 15 Ağustos. Çünkü bugün
Öcalan Akademi'ye gelecek. Bunun
için iki adet Mazda marka minibüs hazırlanıyor.
Bu arabalardan biri sınırdan boş
olarak geçecek, diğeri ise bir ton C-4
plastik patlayıcı ile... Patlayıcı
dolu minibüs kaçak olarak Suriye'ye
sokulacak, diğer minibüs ise normal
yoldan Suriye'ye girecek. Birinde üç, diğerinde
iki kişi var. C-4 yüklü minibüste
şoförün yanında Yeşil kod
adlı, Mahmut Yıldırım
oturuyor. Iki minibüs Suriye'ye giriyor ve
Akademi'nin yakınında bir ev
kiralanıyor. Öcalan 15 Ağustos günü
kampa gelecek, kampın yanına park
edilen minibüsteki bombalı mekanizmanın
kilidi Suriyeli bir ajan tarafından
açılıp patlayacak. Bu C-4 ile
kamp yerle bir olacak. Suriyeli ajana minibüsün
park edildiği yer gösteriliyor. Ve 15
Ağustos gecesi Öcalan tahmin edildiği
gibi Akademi'ye geliyor ve uydu telefonu ile
konuşuyor. Yeşil ve arkadaşları
talimat veriyorlar, " Minübüsü
parket, kilidi aç." Kilit açılıyor,
büyük bir patlama oluyor. Ajan minübüsü
100 metre ileriye parkediyor, hedef
menzilden çıkmış durumda.
100 metrelik fark Öcalan'a yapılan
suikasti engelliyor.